• BIST 97.098
  • Altın 259,515
  • Dolar 5,7330
  • Euro 6,4543
  • Gümüşhane : 17 °C
  • Trabzon : 23 °C

DEĞİŞEN TÜRKİYENİN “MİLLİLEŞEN” KURUMLARI

26.01.2017 14:06
EYÜPHAN ÖZYURT / YAZAR

EYÜPHAN ÖZYURT / YAZAR

 

                Millileşen ve Değişen Son Kurumumuz Merkez Bankası… Bildiğimiz üzere veya öğretilere göre Merkez Bankaları özerktir. Aldığı kararlarda bağımsızdır. Piyasalara müdahale etme konusunda tam yetkilidir. Dilediği enstrümanı kullanıp dilediği kuvvetle, şiddetle etki meydana getirebilir. Kendine ait faiz araçlarını ve döviz rezervlerini kullanırken hesap vermek zorunda değildir. Amaçları arasında “Piyasa İstikrarı” diye bir şey de vardır. Bütün bunları yaparken de bu istikrara dayanır. Buraya kadar hepsi doğru.

                Bize de okullarda böyle okutuldu. Kitaplarda böyle anlatıldı. Bugüne kadar da böyle gördük. Uygulama da sorun yoktu. Yalnız burada ince bir detay gözlerden kaçırıldı yıllarca. Bugün Merkez Bankasına baskı kuruluyor yaygarasını yapan bizim ekonomi hocalarımızın kaçırdığı veya bilerek kaçırdığı bir nokta var.

 Bu ülkede Merkez Bankasının, Ekonomi Politikalarını belirleyen ve yöneten hükümetten bağımsız politika izlemesi, bu kurumun bağımsızlığı ile açıklanamaz. Hükümeti, öngördüğü çerçevede desteklemeli ve hükümetin orta ve uzun vadeli politikalarını yerine getirmesi hususunda hükümete destek olmalıdır. Buraya kadar da doğru.

Uygulamada öyle görünüyorlardı fakat fiiliyatta tamamen başka odakların kontrolündeydiler. Nasıl mı? “Piyasa İstikrarı” bahanesinin arkasına sığınarak, sırf “yandaş” damgası yememek adına bile aksi adımlar attılar veya atmaları gereken adımları sakındılar. Kime yaranmak için? Yabancı yatırımcılara, büyük ve muhalif yatırımcılara ve gizli ve gizemli yatırımcı ve yöneticilere…

Bugün ve son zamanlarda izlediğimiz piyasa kontrolü; belki de Merkez Bankası tarihinde ilktir. Bu nedenle değinmek ve tarihe not düşmek istedim. Bu Merkez Bankası başarısı da neredeyse hiç gündeme getirilmemekte ve “bilerek” gözardı edilmektedir. Merkez Bankası ilk defa birilerine yaranmak adına değil de gerçekten de kitaplarda yazdığı gibi “piyasa istikrarı” adına adımlar atıyor. Tek amacı piyasa istikrarı ve hükümet programının sapmaması olduğu açıkça görülüyor. Hiçbir “dış mihraklı” uyarıyı, tehdidi, şantajı dikkate almıyor ve belki de uzun zamandır kullanılmayan piyasa kontrol araçları buluyor ve uyguluyor. Değişen Türkiye’nin Değişen ve “Millileşen Kurumları” listesine Merkez Bankası da eklenmiş oluyordu. Gerçekten de etkin bir başarı elde eden son hamleler ve dirayetli duruş “demek ki oluyormuş” dedirtiyordu. Büyük ülkeysek eğer, kimse bizim ekonomi göbeğimizi kesmemeli ve bir iki uyarıyla, notla indirip kaldırmamalıydı.

Gelelim bu etkin ve milli hale gelen kurumun nasıl bu hale geldiğine getirildiğine… Yıllar önce öğrenciyken YÖK Başkanı’nın Başbakanı takmadığı dönemleri hatırlayan biri olarak, mevcut hale gelmek kolay olmadı elbette. Bağımsızlığı ve Özerkliği yanlış anlayan kurumların başında gelen Merkez Bankası ve YÖK, çok ayrı denizlerde yüzerken bugün “Milli” denizleri keşfettiler.

Sayın Cumhurbaşkanımıza yapılan “kurumlar üzerinde baskı” asparagaslarının da amaçlarını daha iyi anlamış oluyoruz sanırım. Merkez Bankası üzerinde özellikle “faiz” bazında kurduğu baskı olmasaydı veya denetimi ve tepkisi olmasaydı bugün yine başına buyruk bir Merkez Bankasının bağımsızlık safsatasını dinliyor olacaktır. Belki de uyduruk adımlarla döviz rezervleri eritilecek, saçma sapan sırf piyasa oyuncuları istiyor diye Koca Merkez Bankası oyuncağa çevrilecekti. Daha önce bu filmi birkaç kez izlemiştik. Rezervleri tüketilen ve dış borçlara yüksek faizle köle edilen bu sistemi ve yine tüm bunları Bağımsız Merkez Bankası tarifiyle yapanları bu millet unutmadı, unutmayacak! Üstüne üstlük bunları yaparken kimse Merkez Bankasını değil hükümeti sorumlu tutuyordu en garip olanı da buydu!

Geldiğimiz noktada; bu siyasi baskı sonuç getiriyor ve bu devlet kadroları artık sorun yerine çözüm üretiyordu. Demek ki Merkez Bankaları da YÖK ‘te bir yere kadar bağımsız olduklarını anlamaya başladı…

Bugün ise anayasamızda yapılan değişikliğin asıl nedenleri bence bu gibi konulardır. Televizyon Kanallarında ve sosyal medyada “diktatörlük-tek adamlık” diye karalanmak istenen Cumhurbaşkanlık Sistemi söyleşilerini ve “hayır” kampanyalarını dikkate almayın derim. Saçma sapan çıkışlarla ve derinliği olmayan itirazlarla asıl amacı gizlemeye çalışıyorlar. Cumhurbaşkanlığı Sistemi; İktidara kimin geleceğinden, kimin vekil kimin bakan olacağından ziyade; Ülkenin geleceği adına örneklendirdiğim kurumlar başta olmak üzere hiçbir kurumun sorumsuz ve denetimsiz davranamayacağının, Bağımsız ve özerklik adına “soytarılık” yapamayacağının ve Büyük Türkiye’nin üç beş kişinin fikriyle zikriyle istenilen yere çekilemeyeceğinin Taahhüt Senedi olacaktır.

Her türlü karalama kampanyasına karşın “Cumhurbaşkanlığı Sistemini” halkın önüne getiren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım ve yıllar sonra daha iyi anlaşılacak kişi olacak Sayın Devlet Bahçeli’nin bu kararlı duruşundan dolayı müteşekkir, minnettar olmak yetmiyor. Devlet adamlarımızın aldığı bu kararı, iyi okuyup anlayıp sadece “evet” demekle katkı koymakla kalmayalım, geceli gündüzlü, kapı kapı anlatmaktan geri durmayalım. Yeni nesillerimizin “karanlık bulutlarla”, “kirli ellerle” boşuna vakit kaybetmesini önleyelim. Önleyelim ki; onların, bu coğrafya da kaybettiğimiz ‘hakimiyeti’ tekrar geri kazanmak ve başta kendi coğrafyamıza ve sonra dünyaya huzur ve refah getirmek gibi daha büyük sorumlulukları olsun!

 

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim