• BIST 95.258
  • Altın 280,621
  • Dolar 5,8794
  • Euro 6,4915
  • Gümüşhane : 16 °C
  • Trabzon : 18 °C

KİMLİKSİZLİK ÜZERİNE BİR NOT

29.05.2019 13:47
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

Aslında Türk siyasetindeki temel problem kimlik meselesidir.

Üzerinden mensubiyet şuuru taşıdığı partinin ismini aldığında sokakta kimsenin selam vermeyeceği ya da itibar etmeyeceği en hafif tabirle okeye dördüncü bile olmayacak kişilerin temsil makamında bulunuyor olmalarıdır. Herkes için böyle olmasa da ekseriyette görülen özellik budur.

Böylesi kişilerin etraflarına kendileri gibi insanları toplayarak siyaset yapması da gayet normaldir. Kişi kendi gibilerle iş yapmak ister. Kendisinden üst bir beyini ya da kendisinden üst bir zekâyı istemez kabul de etmez. Onlar için en üst beyin genel merkezlerindeki beyinler ve genel başkanın beynidir.

Düşünmez, akletmez ve insiyarif alarak karar veremezler. Böylesi bir durumda o siyasi parti içerisinde yer alan aydın, akademisyen, fikir adamı gibi düşünen insanlar ihanet ya da başka ithamlara maruz bırakılarak ya parti dışına itilir ya da bir şekilde uzaklaştırılır. Bunların hepsi yöneticilerin eksikliğinden kaynaklandığı gibi bilge Lider’e olan hasret böylelikle ortaya çıkar. Bilgelik sadece liderin değil, o liderin ortak aklı ile yürüyenlerin hepsinde yer aldığı zaman anlam kazanacaktır.

Olayı bir hocamın başına gelen bir hikâye ile özetlemekte fayda görüyorum. Türk milliyetçiliğinin yetiştirdiği önemli değerlerden birisi olan Bayburtlu Durmuş Hocaoğlu ile aramızda geçen bir muhabbette bu mesele üzerinde konuşurken konu bir anda teşkilat ve teşkilatçılık noktasına gelmişti.

İnandığımız fikrin temsil makamında olanlar bizlerden inandığımız değerleri yazıya dökmemizi ve anlatmamızı istediler. Bizler de yazmaya başladık. Ancak zamanla öyle bir hale geldik ki artık senin sözlerin Lider’e ya da şu yöneticiye dokunuyor. Buraları biraz törpüle noktasına geldi. Bizde inandığımızdan taviz vermeyince ihanet başta olmak üzere pek çok suçlamayla partimizden uzaklaştırıldık. Başka bir siyasi partide de siyaset yapmadık. Ama bizi gönderenler kapıları hiçbir zaman geri de açmadılar. Sonuçta bizde inandığımız değerleri temsil edecek ve hayata geçirecek yeni yapılar ortaya çıkardık”

Aslında bazı meseleleri anlamakta o gün çokta acemice davranarak hocamın bu sözlerinin ne anlama geldiğini düşünememiştim. Ancak zaman biraz daha geçip biraz daha ilim ile meşgul olunca ne demek istediğini anlar gibi oldum. Aydın dediğiniz kesim siyasetten bağımsız düşünür ve bu durumu hiçbir siyasi oluşum değiştiremez. Eğer bir aydın bir siyasi parti içerisinde bulunuyorsa en üst makamdaki kişiden fazla düşünemez, onun gördüğü ufukları göremez, onun kararlarını sorgulayamaz ve onun ötesine gidemez. Onun çerçevesini çizdiği fikirlere kalıp oluşturmak zorunda kalır. Yok, ben bu çatı altında dururum bildiğimi de yaparım diyorsan sonuç Türk Milli aydınları ile aynı sonu paylaşmak olacaktır. Ancak siyasetten bağımsız fikir mücadelesi veren aydınların görüşleri ise öyle bir gün gelir ki siyasi parti liderlerinin bile önünde diz çöktüğü bir yapı haline gelir. Siyasi parti liderleri bile rotalarını zamanında reddettikleri o aydınların peşine kurarlar.

Mesela bugün Türk milliyetçilerinin el kitabı olarak değerlendireceğimiz, her Türk milliyetçisinin okumakla yükümlü olduğu fikir adamlarının başında gelen Hüseyin Nihal Atsız Merhum Alparslan Türkeş’in siyasete girmesini tasvip etmiyordu. Hatta onu Türk milliyetçiliğine ihanetle suçlayacak kadar ileri giden yazıları vardı. O dönem Alparslan Türkeş ile siyasete girenlerin büyük çoğunluğu Atsız Bey’e cephe almışlardı. Ancak bugün gelinen süreçte Atsız Bey’in durumu Türk milliyetçileri için ortadadır. Aynı şekilde yetiştirdiğimiz bütün fikir adamları için bu durumda geçerlidir.

Burada ortaya çıkan dikkat çekici detay ise kendi etrafında aydınları toplayan ve onların görüşlerine değer veren bir görüşün varlığıdır. Rahmetli Alparslan Türkeş’e başbuğ denmesinin altında yatan gerçek sebeplerden biriside budur. o Bir hareketin büyüklüğünün aydınlarının büyüklüğü ile orantılı olduğunu biliyor buna göre hareket ediyordu.

Ben örneklerimi fikri yakınlığım sebebi ile Türk milliyetçileri üzerinden verdim. Bu durum tüm fikir sistemleri için geçerlidir. İnandığınız davada size değer katan davanızın büyüklüğüdür. Bir davanın büyüklüğü ise aydınlarının büyüklüğü ile ölçülür. Genel merkezdeki yöneticilerinin büyüklüğü ile değil.

 

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim