• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • Gümüşhane : 24 °C
  • Trabzon : 27 °C

BİŞEY YAPMALI

03.07.2017 10:33
ERTÜRK YAKUT / KÖŞE YAZARI

ERTÜRK YAKUT / KÖŞE YAZARI

Markalaşma kavramını ilk ortaya atan ve kullanan bugünün gelişmiş ülkeleri seri üretimle beraber ‘tek tipleşen’ ürünlerini farklı kılmak için marka yaratma yoluna gittiler. Zamanla bu markalaşma konusunda uzmanlaşan bu ülkeler, markalaşmayı yalnızca ürettikleri ürünlerle sınırlı tutmayıp her alana yaymaya başladılar. Bu süreçte yaptıkları en önemli işlerden biri de şehirlerini bir marka haline getirmek oldu. Küresel köyde her biri birbirine benzeyen ve temel değerlerini kaybetmeye başlayan şehirleri birer cazibe merkezine dönüştürmek için tanıtım faaliyetlerine başladılar. Bugün hepimizin hayallerini süsleyen tatil planlarımızın ilk sıralarında yer alan Paris, Milano, Venedik, New York bu süreçler sonucunda ortaya çıkan en önemli örnekler…

Dünyadaki örnekleri bir kenara bırakıp ülkemize baktığımız zaman marka kent olma söylemi özellikle son yıllarda sık  kullanılan bir ifade haline gelmiştir. İlk bakışta olumlu bir adım gibi görülen bu söylem biraz incelendiğinde küçük siyasi hesaplara kurban edilmiş içi boş bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Bir logoya sahip olmak, reklam yapmak ve hatta kaldırım taşı döşemek bile marka şehir olmak için yeterli görülüyor. Oysaki  marka olmak bir logoyla, söylemle olacak bir iş değildir. Marka olmak öncelikle bir strateji ve bu strateji çerçevesinde oluşturulmuş uzun dönemli bütünleşik bir kampanya gerektirir.

Bir şehri, marka yapmak için hangi adımları izlemek gerekir?

• Önce şehrin sahip olduğu doğal, tarihi, kültürel, ticari, sanat ve eğlence varlıklarının analizi yapılır.

• Kentin kendine has özellikleri ortaya çıkarılır. Bir kent içinde barındırdığı yurttaşlarının kültürel çeşitliliğiyle de özgün olabilir, iyi korunmuş tarihi dokusuyla da.

• Bu özellikleri dikkate alarak şehrin hangi şehirlerle rekabet içinde olduğu tespit edilir.

• Hangi yatırımcı ve hangi turist kesimlerinin hedefleneceği belirlenir.

• Şehrin hangi özelliklerinin ön plana çıkartılacağına karar verilir. Mümkünse şehrin birden fazla özelliği sahiplenmemesi gerekir; çünkü bir şehir, bir özellikle daha iyi anlatılır. Fazlası, iletişim karmaşası yaratır.

• Şehre kurumsal bir kimlik kazandırılmalıdır.

• Şehir hakkında söz sahibi olan şehir sakinlerine, esnafa, tüccara, kamu görevlilerine, üniversitelere, şehrin sahiplendiği fikir anlatılır. Onlardan bu fikri hayata geçirecek projeler yapmaları istenir. Bu süreç sonu olmayan sürekli bir süreçtir.

• Artık bir fikre ve bir kimliğe sahip olan şehir kendini tanıtmaya hazırdır. Şehir yönetimi bir reklam ajansıyla anlaşarak seçtiği fikrin (özelliğin) tanıtımına başlar. Pazarlama, kaynağı güçlü olanın kazandığı bir oyun olduğu için şehir yönetimi, tanıtıma ne kadar kaynak ayırabilirse o kadar iyi olur. Tanıtımlarda bir yıldan diğerine yaratıcı uygulamalar değişir ama fikir hep aynı kalır.

Şirin ve küçük Gümüşhane’mizde istememiz halinde çok modern ve huzur veren bir marka kent oluşturabileceğimiz kanısındayım. Bu dağları bekleyen bizler mutlaka bunun mükâfatını alacağımızı çok iyi biliyorum.

Gümüşhane belediyesinin sosyal hayata dokunacak şehrin tarihi dokusunu ortaya çıkaracak daha minimal projelere eğilmesi ile bunların yapılabileceğine inancım sonsuzdur. Yeter ki isteyelim ve bu şehre uyarlayabileceğimiz anlamlı ve turizm odaklı projelere el verelim.

·        Bağlarbaşı mahallemizde yapılan 2 adet muhtar ofisi ve taziye evi arasında ki alanda eğer belediyemize ait bir alan ise komple Gümüşhane evi yapıp bu bölgeyi çok farklı bir alan yapabiliriz.

·        Kendine özgü Gümüşhane mimarisini Süleymaniye mahallesindeki dokuya zarar vermeden butik oteller ve yöresel bir Pazar oluşturabiliriz.

·        Şehir içerisinde ki köprülerimizi dayanıklı ahşap korkuluklar ile donatabiliriz. Bunun yanında köprülerden bir tanesini daha ilginç hale getirebiliriz.

·        Sabah gözlerimizi açtığımız dağlara dünyanın en uzun merdivenlerinden bir tanesini inşa edip yatay yürüyüş parkurlarıyla donatabiliriz.

·        Sokak lambalarımızı, yön tabelalarımızı, kurumların yönlendirme tabelalarını uzun ömürlü ahşaplardan yapabiliriz.

·        Şehir geçişi aydınlatmalarımızı daha da ilginç bir şekilde tasarlayabiliriz.

·        Kuşakkayamıza ilgi çekici bir planlama yapılabilir. Belki seyir terası belki 15 Temmuz şehitlerimizin isimlerinden oluşan bir şehitlik oluşturabiliriz.

·        Belediyemizin devraldığı Mesire alanında yapılacak olan doğaya uygun insanların nefes alacağı bir mekân oluşturulabilir.

·        Süleymaniye kayak merkezi ve turizm merkezi projesi üzerine daha titizlikle eğilmeliyiz. Bunun yanında maden müzesi ve bir önceki yazımda dile getirdiğim “İnsansı Taşlar Müzesi” burada kurulabilir ki dünya da ki tek örneği Japonya da olup ulusal anlamda ciddi haber olabilecek bir müze girişimi olacaktır.

·        Atatürk caddesi ve Cumhuriyet caddesinde kaldırımlarda sağlı sollu yapılacak 50 şer cm lik genişletme çalışmaları ile emin olun ki şehrin kanayan yarası trafik sorunu zorunlu tek taraflı park etme zorunluluğu gelince ortadan kalkacaktır….

Bir şehri, “marka şehir” yapmanın amacı, havalı bir kimliğe sahip olmak değil; daha fazla turist çekmek,  yatırımları canlandırmak, değerli katkılar sağlayabilecek yaratıcı insanları kentte yaşamaya ikna etmektir. Nihai amaç, şehrin kalkınmasını sağlamak, şehirde yaşayanlara daha iyi hayatlar sunmak, onların mutluluklarını artırmaktır.

Bir şehri marka yapmak, getirisi en yüksek yatırımlardan biridir… Yeter ki isteyelim.

Sağlıcakla kalın.

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim