• BIST 1.538
  • Altın 410,511
  • Dolar 7,4125
  • Euro 8,9286
  • Gümüşhane : 0 °C
  • Trabzon : 8 °C

TABİATI HİZMET, ŞİARI ADALETTİR.

31.05.2018 12:09
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

Kut, kelime olarak iyilik getiren şey, uğur, baht, talih” anlamlarına gelmektedir. Kut anlayışı, Türk, Moğol ve Altay Şamanizm inançlarında ve halk inancında kutsal enerji anlamını da taşımaktadır. Kut kelimesi yerine Hut, Gut ve Kud kelimeleri de kullanılmaktadır. Moğollar, Kutag ve Hutag da demektedir. Eski Türk devletlerinde inanılan bir anlayış olan Kut anlayışına göre hükümdarlık, Tanrı tarafından verilen ve başka bir hanedana geçmeyen yönetim yetkisidir. Bu anlayış Tarih sahnesine çıkan ilk Türk devletinden Türkiye Cumhuriyetine kadar devam etmiştir.

Kut kelimesini pek çok mana içerisinde kullanmak mümkündür. Ancak bizleri alakadar eden husus Kut kavramının tarihsel ve siyasal düzlemde bizler için ifade ettiği manadır. Yoksa Kut tabiri Altay mitolojisinde pek çok kavramın karşılığı olarak kullanılmakta içerdiği anlam dolayısıyla çeşitli alt tanımlamalar yapılmaktadır.

Mesela Kut ismi, kutsalık ve mübareklikten gelmiş olan “kud” orijininden türetilen bir isimdir. Bu kök, temizlik mananına gelen bir köktür. Aynı kökten gelmiş olan “kutan” kelimesi ise dua mananına gelmektedir. Şamanizm’de, “kudagaçı” olarak kullanılan kelimenin manası da “büyücü” ve “şaman” demektir. Sümerce ve Tunguzca da kelimenin manası kutsallık ve benzeri kavramları karşılamaktadır. Bir hayli dilde ve inanışta aynı manalara gelen “kut” kelimesi bu arada bereket, hayat verici, canlılık gibi manalar da taşımaktadır. Pek çok inanışta yer alan Kut anlayışında ulvi gücün yaratıcıdan geldiğine inanılmaktadır. Kutun; yiğitleri, hükümdarları ve savaşçıları hayata bağlayan inanç olduğu düşünülmektedir.

Ancak yukarıda bahsini geçirdiğimiz gibi bizler bu manaların ötesinde bu anlayış Türk toplulukları içinde ki siyasi manaları incelemeye çalışacağız.

Türk toplulukları devlet yönetme yetkisinin onlara “ Tengri” tarafından verildiğine inanmışlardır. Bir aile kutsanmış ve Tengri’nin yeryüzündeki temsilcisi olarak kutsanmıştır. Bu sebeple bu aile fertleri dışında kimsenin yönetme hakkı yoktur. Bu aile fertleri kutsal bir kan taşıdığına inanıldığından kanları akıtılmazdı. Hâkim gelenek babadan oğula işlediği gibi diğer hanedan üyelerinin de hak iddiası vardı. Bu hâkim anlayış İslamiyet sonrasında da devam etmiştir.

Kut anlayışı toplumda onları yöneten aileye karşı büyük bir bağlılık oluşturmuştur. Siyasi ve askeri güç olarak büyük bir gücü ellerinde bulundurmalarına imkân sağlamıştır. Ancak bu durum bazen büyük kavgalarında sebebi olmuştur. Tüm hanedan üyelerinin kut sahibi olması mevcut devlet lideri öldüğünde hepsine tahta çıkma hakkı tanıyordu. Bu da Türk devletleri içerisinde çok büyük ve kanlı taht savaşlarının yaşanmasına sebebiyet veriyordu. Osmanoğulları’na kadar devam eden bu anlayışa Sultan II. Mehmet koymuş olduğu kanun ile bir nizam getirmiş ise de bu nizam sadece Osmanlı devleti ile sınırlı kalmış Osmanlı ile Aynı cağda yaşayan diğer Türk devletleri ve hanlıkları için çok geçerli bir kural olmamıştır.

Biz tarih kitaplarını okurken Türk tarihini sadece ve sadece Anadolu Türklüğü üzerinden okumaya alıştığımız için Osmanlı devletinin almış olduğu kararları tüm Türk coğrafyasına mâl ediyor ve bunu doğru kabul ediyoruz. Osmanlı devleti yaşadığı dönemde Türk devletleri içerisinde her bakımdan en güçlü yapıya sahip devletti. Ancak uygulamaya koymuş olduğu sisteme sadece Osmanlı devleti içerisinde sınırlı kalmıştı.

Türk tarihinin önemli isimlerinden biri olan Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı “Kutadgu Bilig” isimli yapıtında kut kavramını çok sade bir şekilde açıklamıştır.: “Kut’un tabiatı hizmet, şiarı adalettir. Fazilet ve nasip Kut’tan doğar. Beyliğe giden yol ondan geçer. Bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşebilir. Kut Tanrısaldır. Bey, bu makama sen kendi gücün ve isteğinle gelmedin, onu sana Tanrı verdi. Hükümdarlar iktidarı Tanrı’dan alırlar.” 

Türk topluluklarında kut aslında siyasi egemenliğin dinsel bir temele bağlanarak toplum üzerinde hâkimiyet algısını güçlendirme çalışmasından öteye gitmemektedir.  Türk toplumunun tarih sahnesine çıktığı ilk günden bu güne kadar devam eden siyasi hayatında aslında bu anlayış hiçbir zaman değişmedi. Din kavramı,  şahıs ya da aile fark etmeksizin siyasi otoritenin kontrol değil dayanak noktasını oluşturmuştur. Kut anlayışını Cumhuriyet dönemi ile bitirenler fark etmemiş olacaklar ki aslında kut hala devam ediyor. Tek değişiklik, yönetme yetkisinin bir aileye verilmesi şeklinde değil de yönetenlerin dini temel alması neticesinde devam ediyor.

Kut’un tabiatı hizmet, şiarı adalettir. Ama şimdi tabiatı himmet, şiarı hükümet olmuş.

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim