• BIST 1.542
  • Altın 411,808
  • Dolar 7,5315
  • Euro 8,9768
  • Gümüşhane : 11 °C
  • Trabzon : 14 °C

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ…

29.04.2016 18:24
Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK / YAZAR

Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK / YAZAR

 

 

Tarih, nice yiğitlere, kahramanlara, davası için varını yoğunu ortaya koyan emsalsiz iman erlerine şahitlik etmiştir. Bunların en önemli ortak noktası; kendileri için bir şey istemeden, ülkesi ve milleti için, din-i mübîn-i İslâm için, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle, gece gündüz demeden gayret etmeleri, gerektiğinde tehlikeye atılmaları, icabettiğinde yetkilileri uyarmaları, meyve verdikleri için zaman zaman taşlanmaları, vatanı kendilerinden çok sevmeleri ve bu sevginin ateşini zaman zaman soğuk hücrede bastırmalarıdır.

Mehmet Kırkıncı Hocam da, Erzurum’un yetiştirdiği, dünyaya mal olmuş böyle ender şahsiyetlerden biriydi.

Hocam’ın temel karakteristiği dava adamı olması, kendini Risale-i Nurların neşrine ve böylece vatana, millete, imana ve Kur’an’a hizmete adamasıydı. Bu konuda yer ve zaman mefhumu da yoktu.

Sanırım 1960 ihtilalinde, o günkü radyonun “Nur Ayini” yaparken ve “Suç Unsurları” ile birlikte yakalandıklarını söylediği Hocam, bir ihtilal sonrası götürüldükleri, Sivas’ta dediğini hatırladığım cezaevindeki bir hatırasını şöyle nakletmişti:

Orada namaz kılmayıp, bizim namazımız kılınmış deyip belki de hafife alarak namaz kılmayan Alevilere:

- “Ben şimdi Hz. Ali Efendimiz’e gücendim, niye sizin namazınızı kılmış da bizimkini kılmamış!”

Deyip, işin hakikatini ders vermiş, nerede olursa olsun iman hizmeti şuurunu asla elden bırakmamıştır.

Hocam, medrese usulü ders almış, risaleleri ve üstadı duyduktan sonra iştiyakla eserlere sahip çıkmış, gizli koşullar altında gidip üstadı belli tevafuklarla bulmuş, yanında bulunmuş ve sonra memleketine dönerek nur hizmetine dört elle sarılmıştır.

O günün koşullarında halk Risale-i Nurları tanımıyor, bu metod yeni bir yöntem olarak ortaya çıkmış, kimisi çok endişeli yaklaşıyor, takip var, tecessüs var, imkânlar kısıtlı, ulaşım zayıf, iletişim noksan fakat inanç var! Hocam da bu inançla yollara düşüyor, ilçe ilçe, köy köy, il il risaleleri anlatmaya çalışıyor. Yer yer rica ediyor evlerde ders yapıyor, yer yer medreselere dergâhlara misafir oluyor. Zikri, hatme-i hacegânı dinliyor sonra ben de şu eserden okuyabilir miyim? Diyor ve derdini okuyor. Mucizât-ı Ahmediye okuyor, Asa-yı Musa okuyor, haşir bahsini okuyor.

Hocam bir kere temelde tüm zamanı hizmetle geçen bir alim, hoca ve fikir adamıydı. Kapısı kümbette herkese açık, sabah namazından itibaren belli gruplarla farklı dersler okur, gelenlerle çay içer, risale okur, namazlarını kılar, belli zamanlarda halk ile iç içe olur, her gün bir programı vardır gider umumi ders, esnaf dersi, talebe dersi nevinden risale dersini yapar, icabederse il dışına gider dersini okur, mesajını verir yine kümbete döner. Bütün hayatı bu şekilde iman, Kur’an ekseninde devam ederdi. Okur, anlatır, yazardı…

Teşbihte hata olmasın; bir ayağı Kümbet’te Nur Dersi’nde diğer ayağı da alemle irtibat halinde idi. Bu minvalde pek çok örnek var. Hatırımda kaldığı kadarıyla kendi anlattığı şu hatırasını paylaşabilirim: CHP’nin, sadece Risale-i Nur değil, dini kitapların basılması ve okunmasını yasaklayan, genel içerikli bir kanun hazırladığı ve meclise sunacağını kendisine Bekir Berk Abi haber verince Ankara’ya gitmiş ve Meclis’te genel kurula geçmek üzere iken dönemin Başbakanı Süleyman DEMİREL’i yakalayarak mevzuyu anlatmış. Başbakan:

- Benim içerikten haberim yok bir baktırayım!

demiş ve bu madde kanundan çıkarılmış.

Farklı zamanlarda sorumluluk alarak yetkililere ulaşmış, mektup yazmış veya temennilerini bildirmiştir.

Kenan Evren’e; 1980 darbesinden sonra, 1982 yılında dine ve ahlâka önem verilmesi, okullarda zorunlu din dersi okutulması tavsiyesi ile mektup yazmıştır.

28 Şubat’ta belli kesimler bir taraftan tarikat ve cemaatleri aşağılayıp bir taraftan İran korkusu pompalarken, Hocam gereğini yerine getirdi ve sorumluluk alarak açıklama yaptı:

"Bazı hadiseleri büyütmek doğru değil, çünkü bazıları habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapıyor. Tarikatların bu ülkeye faydadan başka zararı olmamıştır. Tarikatlar korkulacak şey değildir."

"Aslında o insanlar şeriatın ne olduğunu bilmiyor. Şeriat korkulacak bir şey değildir. Gusül abdesti almak, bir dostla selamlaşmak, tokalaşmak, sohbet etmek dahi şeriattır.

"Türkiye İran olamaz, çünkü orada insanlar mollaya bağlanır, o öl dese ölür. Mollalar her şeydir. Onlar şiadır. Bizde ise bağlandıkları, inandıkları insan hata yaparsa vatandaş onu uyarır. Uyarmak zorundadır. İran'da böyle değildir. Orada ruhbanlık sınıfı vardır. Hiç kimse Türkiye'yi İran yapamaz."

90’larda bu mevzular sıcaklığını korurken, bir sohbeti sonrasında, parkasıyla vb. o gruba yakın olduğu izlenimi veren biri Hocam’ın yanına, oturduğu divana yaklaştı. Ben de koştum, yanında durdum. Genç, Hocam’a; şeriatla ilgili bir şeyler sordu, yönetimle, siyasetle ilişkili, biraz dar’ül harp konusunda bir şeyler söyledi. Hocam birkaç husus ifade etti son tahlilde:

- Yalan söylemezseniz şeriattir, söylerseniz şeriat değildir. Haram yemezseniz, namaz kılarsanız şeriattir, haram yerseniz, namaz kılmazsanız şeriat değildir diyerek, siyaset meselelerinden çok, şahsi amellere dikkat edilmesi gereğini ders verdi. Genç kalktı, refakat ettim gitti.


 

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim