• BIST 98.631
  • Altın 228,177
  • Dolar 5,7865
  • Euro 6,7031
  • Gümüşhane : 10 °C
  • Trabzon : 20 °C

GEÇMİŞTEN BU GÜNE CEMAATLER

17.07.2018 19:02
GEÇMİŞTEN BU GÜNE CEMAATLER
Son dönemlerde Türkiye’de yaşanan hadiseler cemaatlerin konumu hakkında insanları yeniden düşündürmeye başladı.

Gazetemiz Muhabirlerinden Gazeteci Tarihçi Yazar Serhat Doğan Din ve devlet ilişkileri temelinde Cemaat ve tarikatların tutum ve davranışlarını siz değerli okurlarımız için kaleme aldı.

İslam Tarihinde Din- Devlet ilişkisi

İşin en temeline indiğinizde, İslam tarihinin ilk dönemlerinde (Hz. Peygamber ve kısmen dört halife döneminde) din- devlet ayrımı yoktur. Çünkü devleti idare edenler bu dinin ahlak ilkelerine ölçülerine uymuşlar ve buna göre yaşamışlardır. Bu dönemdeki idareciler, İslam’ın devlet için şart koştuğu; adaleti hâkim kılmak, idare edilenlerin hakkını ve müstahakkını vermek, zulüm yapmamak, devletin imkânlarını yandaşlara değil hak eden vermek, güçsüz de olsa haklının yanında zalimin karşısında durmak, devlet malını kendi mallarından daha dikkatli kullanmak gibi temel ahlaki ilkelere çok dikkat etmişlerdir. Bu nedenle İslam, devletten ayrı düşmemiştir. Bu dönemdeki idarecilerin bir özelliği de dini anlama ve yorumlama hususundaki yetkinlikleri idi. Söz konusu idareciler hem âlim sıfatını taşımışlar hem de idarecilik vasıfları ile hareket etmişlerdir. Hz. Osman Devlet başkanı olduğunda bunun için bir ücret talep etmemişti. Ya da Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in devlet yönettiği bir idari binası yoktu.

Din- devlet ayrımının başlamasına neden olan en önemli şey, devleti idare edenlerde ortaya çıkan ahlaki çöküş ya da çürümedir. İslam devletinin sınırları genişlemesiyle birlikte farklı kültürlerin etkisiyle bazı yöneticiler devlet malını ölçüsüz bir şekilde harcayarak şatafat ve lüks içerine girmişlerdir. Bu tutumla birlikte devlet malını harcamada gösterilen ahlaki hassasiyet törpülenmeye başlamıştır. Devlet idaresinde ortaya çıkan bu ahlaki çürüme, devleti idare edenlerin meşruiyetini de tartışmalı hale getirmiştir. İdareciler ilk olarak, söz konusu meşruiyet krizini halk içinde ahlakı, fazileti ve ilmi yetkinliği ile tanınmış kişileri yanlarına alarak aşmaya çalışmışlardır.

İdarecilerin bu tutumundaki değişikliği ilk olarak Emevi halifesi Muaviye zamanında görmekteyiz. Bu duruma karşı çıkan ilk kişi ise Ebu Zer’dir. Bu ilişkiye bireysel boyutta din devlet ilişkisi demek yerinde olacaktır. Bu ilişki biçimi Emeviler’in ilk dönemlerinde belli bir süre sürdükten sonra, mezheplerin kurumsallaşmasıyla birlikte İslam toplumlarındaki din- devlet ilişkileri kurumsal bir boyut kazanmıştır. Söz konusu dönemde din- devlet ilişkisi belli bir mezhebin bilginlerinin devleti idare edenlerle ilişkisi şekline dönüşmüştür. Bu duruma da mezhep temelli “ din- devlet ilişkisi” demek yerinde olacaktır. Bu durum Emeviler döneminden ziyade Abbasiler dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde ulema içerisine mezhepçilik tohumu işlenmiş bu durumda İslam ahlakının hiçe sayılarak Mezhep ahlakının ön plana çıkmaya başladığını görmekteyiz.

Bu çapraz ilişkiler içerisinde bir başka ilişki çeşidi diyebileceğimiz ahlak temelli din- devlet ilişkisi olmuştur. Tarikat- Devlet ilişkisi diyebileceğimiz bu ilişki ağırlıklı olarak varlığını Osmanlı Döneminde sürdürmüştür.  Tarikat temelindeki din-devlet ilişkisi tekke ve medreselerin birbirleri ile uyum içerisinde yürüdükleri dönemlerde gayet normal seyrinde gitmiştir. Ancak bu ilişkinin bozulması sonrasında özellikle medrese ulemasının tekke erbabını hurafeci olarak nitelendirmeye başladıkları dönemde sıkıntılar yine baş göstermiştir.

Yavuz Sultan Selim’e kadar sıkıntı yoktu

Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarından itibaren tarikatlar ve tekkelere olan yakınlığı ahlak temelli bir yaklaşım olmuştu. Ahlak temelli din- tarikat ilişkisi kuruluş döneminde hatta imparatorluk döneminde de kısmen devam etmişti. Bu dönemde tarikat ve tekkeler uyum içerisinde hareket etmekteydiler. Söz konusu dönemde İslam’ın ahlaki değerleri hem toplum hayatında hem de devlet yapısında birincil konumda olmuştur. İslam âlimleri, devleti yöneten idarecilere ahlaki anlamda önderlik ederek, devlet işlerini adalet, hakkaniyet ve merhamet ölçüleri içerisinde yapmalarını sağlamışlardır. Şeyh Edebali Osman Gaziye nasihatlerde bulunmuş ise Geyikli baba, Hacı Bayram, Somuncu Baba Akşemsettin gibi âlimler devleti yöneten idarecilere nasihatler zinciri ile Ahlak ve adalet kavramları üzerlerinde durmaları gerektiğini söylüyorlardı.

Din ve devlet ilişkisinin İslam’ın Ahlak kurallarına göre şekillendiği bu dönem Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sonrasında çatırdamaya başlamıştır. Ortadoğu ve Arap coğrafyasının fethi devlet içerisinde fikirlerinde çeşitlenmesini sağlamıştır. İstanbul’da devlet merkezinde ağırlık kazanmaya başlayan görüşler neticesinde Tekke- Tarikat bağı gevşemiş ve kopmuştur. Özellikle tekkelerin ruh terbiyesi ve ahlak eğitimi yerine metafizik hurafelere bulaşması, bir yandan tekkeleri medreseden uzaklaştırmış, diğer yandan medrese ile tekke arasında ilim ilkelerine uygunluk çekişmesini ortaya çıkarmıştır. Aslında diğer bir bakış açısı ile tasavvuf bilimden uzaklaştırılmıştır.

Kadızadeler - Sivasiler çatışmasıyla başlayan süreçte bazı tekkeler devlet ile olan bağını kopartarak içlerine çekilmiş ve farklı bir mahiyet kazanmaya başlamışlardır. Ahlak temelindeki Din- Devlet ilişkisi yerini yeniden Mezhep temelindeki ilişkiye bırakmaya başlamıştır. Tekkeler Ruh terbiyesini ikinci plana itmişlerdir. Bu değişim devlet içerisinde bulunanların İslam’ın ahlak kavramından uzaklaşarak adalet, liyakat ve hakkaniyet gibi değerlerin geri planda kalmasına sebebiyet vermiştir. Artık kişiler kendi görüşlerinin hâkim olduğu tarikatın fikirleri için mücadele ediyor ve çıkarlarını korumaya çalışıyordu.

Yer Altında Gizli Faaliyetler

Osmanlı devletinin son dönemlerinde özellikle Cumhuriyetin Tekke ve zaviyeleri kapatmasından sonra bazı meşrep ve tarikatlar da belli bir dönem faaliyetlerine ara vermek zorunda kalmıştır. Türkiye, tekke ve zaviyelerle birlikte bütün İslami eğitim kurumlarını kapatınca bir takım tarikatlar ve İslami yapılar yeraltında faaliyete başlamışlardır. Bunun yanında, bu dönemde İslami eğitim kurumlarının kapatılmasıyla ortaya çıkan boşluğu doldurmak için yer altında Kur’an kursları şeklinde faaliyet gösteren bireysel ya da cemaat şeklinde çabalar da bulunmaktadır. Bunlardan en fazla adından söz ettirenler, İslami eğitim kurumlarının kapatılmasıyla ortaya çıkan, din adamı ihtiyacına cevap vermek amacıyla Kur’an Kursu faaliyeti gösteren, Süleymancılar ve sohbet faaliyetleri ile insanlara İslam dinini anlatmaya çalışan Nurculuk hareketidir. Her iki harekette o dönemde baskılar nedeniyle açıktan faaliyet gösterememiş, çoğunlukla yer altında varlık göstermeye çalışmışladır. Bu dönemdeki İslami oluşumlar her ne kadar yer altında olsa da 1950 sonrası din - devlet ilişkisine önemli ölçüde zemin hazırlamışlardır.

DP Parti Dönemi

Demokrat parti ile çok partili sisteme geçen Türkiye’de büyük değişimler gerçekleşmiştir. Bu değişimlerin başında Cumhuriyetin ilk yıllarında kapatılan ve yer altına çekilmek zorunda kalan cemaatlere yönelik göreceli iyileştirmedir. Bu iyileşmeden faydalanan cemaatler kendilerini güçlendirme imkânı bulmuşlardır. Bu güçlenmeye rağmen devlet kademelerinden hep uzak durmuşlardır. Dönemin Nur cemaati önderi Said Nursi siyasetin şeytan işi olduğunu söylüyor ve uzak durulması gerektiğini telkin ediyordu.

İslami Cemaatlerin devlette etkin olmalarının önünü açan ilk hareket MSP’nin kurulması olmuştur.  İskender Paşa cemaatine bağlılığı bilinen Necmettin Erbakan’ın bu hamlesi devlette etkin olmanın yolunun siyaset olduğu algısını İslami cemaatler arasında yaymıştır. 1950- 1980 arasında özellikle sağ partiler ile önemli ilişkiler kuran cemaatler siyasetin imkânlarından önemli ölçüde faydalanmışlardır. 1980 sonrası Özal dönemi ile birlikte İslami cemaatlerin devletle ilişkiler daha da açık bir hal almış, devlet bazı üniversitelerle bir takım eğitim kurumlarını ve bazı bürokratik kademelerini uzlaşabildiği İslami cemaatlere ihale etmiştir. Ancak cemaatler, bu dönemde ele geçirdikleri devlet kurumlarında, adalet ve hakkaniyet gibi İslam’ın evrensel ahlak ilkelerini hâkim kılmak yerine, çoğunlukla kendi cemaat çıkarlarını korumak için kullanmışlardır.

28 Şubat süreci ve sonrasında Devlet, laikliğe zarar vermeyeceğine kani olduğu cemaatlere yaşama vizesi vermiş, diğerlerini “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” bahanesiyle bastırmıştır. Bu dönemlerde dünyanın değişik yerlerinde ortaya çıkan Radikal İslam hareketlerine karşı Türkiye’de bir ılımlı İslam furyası başlamıştır. Bu proje ile ortaya konulan “Ilımlı İslam” anlayışı, 2000’li yılların İslam dünyası için “Model Cemaat Yapısı” olarak sunulmuştur. Fetullah Gülen tarafından başlatılan bu hareket Batı ile birlikte el altından sürekli desteklenmiştir. Gülen Cemaati 28 Şubat sürecinden hasar almadan çıkan belki de tek cemaat olması dolayısıyla devlet kademelerindeki yerini korumuş ve imkânlarını geliştirmiştir. 2002 ve sonrasında Ak Parti’nin kendilerine sağlamış olduğu imkânlar ile devlet kademelerinde çok büyük bir nüfusa erişen cemaat Ahlak temelli din devlet ilişkisini bir kenara bırakarak çıkar temelli dediğimiz yeni bir anlayış ortaya çıkarmıştır. Devletin hemen hemen her kurumuna hâkim konuma gelen bu cemaat tarihte eşine az rastlanır bir hamle ile direk mevcut iradeye karşı doğrudan darbe teşebbüsünde bulunmuşlardır. 

Bu yapıya benzer bir diğer yapıda bugünlerde deşifre edilen Adnan Oktar’ın başını çektiği cemaattir. Devlete ait bilgilerin başka devletlere satılmasına aracı olan bu cemaat kendilerine yönelik gayri ahlaki davranışlarını da İslam ahlak kuralları ile bağdaştırmış, İslam dininin temel ahlak kurallarının pek çoğunu kendilerine göre düzenlemek suretiyle bir cemaat kurmuştur.

 

Görüldüğü üzere Din ve devlet ilişkilerinin temeli İslam’ın Ahlak kuralları üzerinde yürüdüğü vakit pek çok sıkıntı bertaraf edilirken bu temelin sarsılması sadece İslam inancının zedelenmesini değil devletinde yıkılmasına sebebiyet vermektedir.

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • KARDEŞLİK BAĞLARINI FUTBOL İLE KURDULAR15 Temmuz 2018 Pazar 15:45
  • SULTAN SOFRASI YENİLENDİ20 Haziran 2018 Çarşamba 11:07
  • ALARGA BİRİNCİ OLDU25 Mayıs 2018 Cuma 12:26
  • SULTAN ABDÜLHAMİD'DEN ERDOĞAN'A BATI BASINI10 Mayıs 2018 Perşembe 11:32
  • TEMA GÖNÜLLÜLERİ GÜMÜŞHANEDE07 Mayıs 2018 Pazartesi 14:55
  • LİMNİ GÖLÜNÜ GEZDİLER07 Mayıs 2018 Pazartesi 14:49
  • ÖZDENOĞLU KONAĞI GÜN SAYIYOR07 Mayıs 2018 Pazartesi 14:45
  • ENSAR'DA DEVİR TESLİM13 Nisan 2018 Cuma 14:25
  • SOKAK HAYVANLARINI BESLEYEREK HUZUR BULUYOR09 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
  • GELİNLİKLER PODYUMDA09 Nisan 2018 Pazartesi 16:53
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim