• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Gümüşhane : 6 °C
  • Trabzon : 15 °C

BİR BİLGİSAYAR FİRMASINDA TEMİZLİKÇİ OLURDUM

15.10.2015 09:25
SELAMİ ÖKTEM / YAZAR

SELAMİ ÖKTEM / YAZAR

Hindistan' da yavru filler kalın zincirlerle büyük kazıklara bağlanırlar. Başlangıçta filler ne kadar çok uğraşıp bu zincirlerden kurtulmaya çalışsalar da başaramazlar çünkü güçleri yetmez. Zincirlerden kurtulup özgürlüklerine kavuşmayı defalarca denerler ve olmaz. Yıllar geçer aradan ve bu zaman zarfında filler birer birer bırakırlar özgürlükleri için savaşmayı. Oysa artık büyümeye başlamışlardır. Hatta yetişkin bir fil olup bu zincirlerin çok daha fazlasını bile koparıp atabilecekleri cüsseye ulaştıklarında bile artık özgürlükleri için savaşmayı denemezler. Çünkü geçen zaman özgürlüğe kavuşamayacaklarını öğretmiştir onlara. Artık kurtulamadıkları şey zincirleri değil özgürlüğe isteseler bile kavuşamayacakları inancıdır.

 

Eğitimciler olarak biz bu durumu öğrenilmiş çaresizlik olarak adlandırırız. Çok bilindik bir örneği de çekirge deneyidir. Çekirgeyi kapalı bir kavanoza koyarız. Çıkmak için defalarca sıçrar durur. Her defasında kafasını kapağa çarparak canını yakan çekirge zamanla kapağın hizasından fazla zıplamamayı öğrenir. Sonrasında ise kapağı açsanız bile daha yükseğe zıplayıp çıkmaz.

 

Dışarıya kapalı bir şehir olmamızın kötü bir sonucu olarak zaman zaman korkarak büyüdük. Hep en garanti yollardan gitmek zorunda hissettik kendimizi. Bize örnek olacak başarılı iş adamlarını veya çeşitli meslek gruplarına mensup başarılı çalışanları göremedik. Örneğin ben derslerimin kötü olması durumunda asla iyi bir iş hayatına sahip olabileceğimi düşünmezdim. Oysa mesela yakın bir zamana kadar her gün televizyonda gördüğümüz ve servetine zaman zaman gıpta ile baktığımız Acun Ilıcalı'nın okul notları sizce nasıldı? Üniversiteyi kaç yılda bitirmişti? Dünya genelinde de aslında durum çok farklı değil. Mesela dünyanın en zenginleri listesinde uzun süre kalmış Bill Gates, Larry Ellison, Paul Allen gibi isimlerinde okul hayatları çok parlak olmamış. Ben ise hayatın sadece pekiyi notlardan ibaret olmadığını ve kendimize inanırsak, yeteneğimizi keşfedip o alanda kendimizi geliştirirsek yaptığımız iş ne olursa olsun her zaman bizim için güllerle donatılmış bir yolun mevcut olduğunu yıllar sonra fark edebiliyorum.

 

Ünlü eğitim bilimci Howard Gardner' ın ortaya attığı bir kuram vardır: çoklu zeka kuramı. Bu kuramı öğrendikten sonra keşke bizim eğitim sistemimizde bu kurama göre öğrencileri öğütse ve zeka alanlarına göre başarılı olabileceği bölümlere yönlendirebilse diye düşünüp durdum. Çünkü bu kuram bize matematikte veya dil biliminde başarısız olan bir çocuğunda aslında başarılı olabileceği başka bir zeka alanına sahip olduğunu söylüyor. Mesela müziksel zekadan bahsediyor. Mesela sosyal zekadan bahsediyor ki bu zekaya sahip kişiler çevresindeki kişilerin isteklerini, duygularını ve ihtiyaçlarını anlama, yorumlama ve bu kişilerle etkili iletişim kurabilme yeteneğine sahiptirler. Oysa biz böylesi bir yeteneği de diğer öğrencilerle aynı sınavlara sokuyoruz ve mesela matematiği bilmiyor diye bu öğrenciye de başarısız diyoruz.

 

Şöyle olmalıydı; sistem bu yeteneği daha liseye gelmeden keşfedebilmeli ve sonrasında hep kendi yeteneği doğrultusunda yetiştirebilmeliydi. Böylece yeteneğini güçlendirmiş ve dünya çapında yarışabilecek güce sahip bireylerimiz olurdu. Daha önce denenmiş yollardan giderek olağanüstü başarılar elde etmemiz çok zor. Daha fazlasını istiyorsak cesaret edebilmeli ve farklı düşünebilmeliyiz. Şöyle bir hikaye sanırım anlatmak istediklerimi daha güzel özetleyecek:

 

İşsiz bir adam temizlik işleri için bir bilgisayar firmasına iş başvurusunda bulunur. İnsan kaynakları adama biraz temizlik yaptırdıktan sonra tamam işe alındın, bize e-posta adresini bırak böylece sana hem başvuru formu yollayalım hem de işe başlamak için gereken günü bildirelim der. Ancak adam çaresiz, bilgisayarının olmadığını dolayısıyla da e-posta adresinin de olmadığını söyler. Yetkililer onun adına üzüldüklerini, fakat e-posta adresi yoksa kendisinin de var olmadığını ve kendisi de olmadığı için işe alınamayacağını söylerler.

 

Adam çaresiz cebinde kalan son 10 doları ile şirketten dışarı çıkar. Yolda aklına bir fikir gelir. Son parası ile gidip bir miktar domates alır ve o domatesleri kapı kapı dolaşarak satar. Parası artık iki katına çıkmıştır. Bunu birkaç sefer daha yapar ve günlük kazancının aslında iyi olduğunu fark eder. Bu şekilde hayatını devam ettirebileceğini anlar. Her sabah erkenden evinden çıkar ve akşam geç saatlere kadar çalışır; her gün parasını üçe-dörde katlar. Az bir zaman sonra, bir el arabası alır, bunu bir kamyonla değiştirir ve bir süre sonra artık, birçok araçtan oluşan nakliye şirketinin sahibidir.

 

5-10 yıl içerisinde ülkenin en saygın şirketlerinden birinin sahibi olur. Artık ailesini ve geleceğini daha çok düşünmektedir. Bir sigorta şirketini arar ve uygun bir plan seçer. Ancak telefonu kapatacakken sigortacı teklifi gönderebilmek için e-posta adresini ister.

 

Adam e-posta adresinin olmadığını söyler. Sigortacı şaşırır:

- Hayret, e-posta adresiniz yok ve böyle büyük bir şirketin sahibisiniz. Düşünün, ya bir de e-posta adresiniz olsaydı kim bilir ne olurdunuz?

 

Adam düşünür ve şu cevabı verir:

- Ne olacaktı, bir bilgisayar firmasında temizlikçi olurdum!

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim