Gün geçmiyor ki ülkemizde yeni bir tartışma, yeni bir iddia, yeni bir siyasi skandal gündemle karşılaşmayalım.
Sabah başka bir haberle uyanıyor, akşam olduğunda bambaşka bir konuyu konuşuyoruz. Gündem o kadar hızlı değişiyor ki bazen dünün tartışması, bugünün haberleri arasında kaybolup gidiyor. Fakat bazı meseleler vardır ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin insanın vicdanında iz bırakır.
Bu hafta aslında kültürümüzde önemli bir yeri bulunan panayırlar üzerine yazacaktım. Hafta sonu renkli geçen Sarıcakaya panayırını.
Çocukluğumuzun renkli anılarını, panayır meydanlarının neşesini, dönme dolabın ışıklarını ve köylerden, ilçelerden gelen o güzel, mütevazi insanların heyecanını anlatacaktım.
Ama Pazar günü akşamı haber bültenlerinde gündeme gelen gelişmeler, kalemi başka bir konuya çevirdi: Siyasette ahlak...
AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya hakkında gündeme getirilen borsa işlemleri ve servet iddiaları kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Cumhuriyet tarihinin en büyük kazanç skandalı olarak konuşuluyor!
Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekiyor: Kaya ve eşi hakkındaki iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş gerçekler olmadığını, iddiaların soruşturma ve inceleme süreçleriyle aydınlatılması gerektiğini unutmamalıyız.
Nitekim Sermaye Piyasası Kurulu'nun Özata Denizcilik hisseleriyle ilgili aldığı karar da kamuoyunun gündeminde.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken, peşin hüküm vermek değil; iddiaların bütün yönleriyle araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Fakat meselenin bir de “siyasetin ahlak tarafı” vardır.
Ankara'da ekonomik sıkıntılar nedeniyle hayatına son veren onurlu emekli bir polis memurunun acısı henüz hafızalarımızdaki tazeliğini korurken, milyonlarca insanın ay sonunu getirebilmek için hesap yaptığı bir ülkede, siyasetin içinde bulunan isimlerin çok büyük servetlerle anılması ister istemez toplumun vicdanını sarsıyor.
Çünkü siyaset yalnızca makam değildir.
Siyaset; emanettir, sorumluluktur, temsil makamıdır.
Siyasetçinin kazancı elbette kanunlara uygun ve helal yoldan elde edilmişse kimseyi ilgilendirmez. Bir insanın ticaret yapmasına, yatırım yapmasına, servet sahibi olmasına sözümüz olamaz. Ancak siyasetçinin sahip olduğu ekonomik gücün kaynağı konusunda toplumda soru işareti oluşuyorsa, o soru işaretlerini gidermek de siyasetçinin sorumluluğudur.
Çünkü kamu vicdanı, bazen kanun kitabından daha hassas bir terazidir.
Bugün pazarda file doldururken fiyat etiketlerine tekrar tekrar bakan emekli...
Çocuğunun okul masrafını nasıl karşılayacağını düşünen anne...
Kirasını ödemek için maaş gününü bekleyen işçi...
Yakıt fiyatını hesaplayarak yola çıkan esnaf...
Bütün bunların yanında siyasetin zirvesinde dolaşan milyonlarca, milyarlarca liralık servet haberleri elbette toplumda soru doğurur.
İşte tam burada siyasette ahlak kavramı devreye girer.
Ahlak, yalnızca hırsızlık yapmamak değildir.
Ahlak; şüphe bırakmamaktır.
Ahlak; sahip olduğun makamın gölgesinde kişisel çıkar görüntüsü oluşturmamaktır.
Ahlak; gerektiğinde kendi kazancını, kendi mal varlığını ve kendi ilişkilerini toplumun önünde açıklayabilecek kadar şeffaf olmaktır.
Siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, güvendir.
Güven kaybolduğunda en güçlü makam bile anlamını yitirir.
Bu nedenle mesele yalnızca bir kişinin mal varlığı ya da fon, borsa işlemleri değildir. Asıl mesele, toplumun siyasete duyduğu güvenin korunmasıdır.
İster iktidarda ister muhalefette olsun, siyaset yapan herkes aynı ahlaki ölçüye tabi olmalıdır.
Bugün bir siyasetçiye yakın olduğu için zenginleşenleri alkışlamak, yarın başka bir siyasetçinin benzer durumunu eleştirme hakkımızı da elimizden alır.
Türkiye'nin artık siyasette çifte standardı değil, ortak ahlakı konuşması gerekiyor.
Siyaset zenginleşmenin değil, topluma hizmet etmenin yolu olmalıdır.
Ve sonunda hepimizin bildiği o güzel söz geliyor aklıma:
Allah, herkese helalinden kazanmayı, kazandığını huzurla yemeyi ve geride temiz bir isim bırakmayı nasip etsin.