Bu hafta köşemde, Kasım ayına dair düşüncelerimi ve bu ayın ruhuma bıraktığı izleri kaleme almayı planlıyordum.
Sonbaharın son demlerini yaşadığımız, havaların giderek soğuduğu ve kışın kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bu günlerde, içimi ısıtan bazı haberlerle karşılaştım. Dışarıda soğuk rüzgârlar eserken gönüllere sıcaklık veren bu gelişmeler, düşündüklerimi yazıya dökmeyi benim için bir tercihten öte, adeta bir vicdan borcu hâline getirdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan ve ülke genelindeki camilerde minberlerden okutulan hutbede, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü vesilesiyle birlik, beraberlik ve kardeşlik vurgusu yapılması, işte bu güzel haberlerin başında geliyordu.
Buraya kadar her şey gayet güzel, gayet temenniye şayandı. Ancak ne yazık ki Diyanet, önceki yıllarda da defalarca yaptığı gibi Cumhuriyet’in kazanımlarından bahsetti ama bu Cumhuriyeti bizlere armağan eden Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını yine anmadı, anamadı.
Gerçi artık adının anılmasını da beklemiyoruz... Biliyoruz ki kilometrelerce öteye, Amerika’ya ziyaretler düzenleyen Diyanet İşleri Başkanı, makamına topu topu 11 kilometre uzaklıktaki Anıtkabir’e gitmeyi akıl edemiyor ya da tercih etmiyor.
Ama ne idari duyarsızlıklar ne de kurumsal ihmaller milletin kalbindeki sevgiyi eksiltebiliyor. Nitekim 29 Ekim’de milyonlarca vatandaşımız adeta sel olup yine Anıtkabir’e aktı; Ata’sının huzurunda saygıyla ve özlemle eğildi dualar etti.
Anadolu’nun dört bir yanı da 29 Ekim’de son derece ilginç, samimi ve anlamlı kutlamalara sahne oldu. Ekranlarda izlerken içimizdeki sevinç güvercinlerini havalandıran, göğsümüzü kabartan bu güzel manzaralardan bazılarını sizler için not ettim.
İlk durağımız Amasya... Merzifon’un Yakup köyünden yükselen bir traktör sesiyle başlar bu hikâye. 28 yaşındaki genç çiftçi Eren Yiğit, sürdüğü tarlayı ıssız bir tuval, traktörünün pulluğunu ise usta bir ressamın fırçası bilir.
Toprağı yara yara, ilmek ilmek işler ve tarlasına koca harflerle "Cumhuriyet" yazıp yanına sonsuzluk işaretini nakşeder. Üç yıl önce de aynı topraklara Türk bayrağı kazıyan, tepesinden geçen helikopterdeki Hava Kuvvetleri personelini selamlayıp Milli Savunma Bakanlığı’nın takdirini kazanan bu yürekli genç, geleneği bu yıl da aynı heyecanla sürdürür. Yiğit’in şu coşkulu sözleri kulaklarımızda çınlar: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize armağan ettiği en güzel değerlerin birincisi olan Cumhuriyet bugün 103 yaşında. Cumhuriyetimizin 103. yaşı kutlu olsun!”
Toprağın bağrına kazınan bu vefa dalgası henüz zihnimde tazeliğini korurken, bu kez gözümüz Hatay’daki tören alanına kayar.
Gökten sağanak yağmur boşalırken, meydandaki Atatürk maketinin üzerine minik elleriyle şemsiye tutan küçücük bir çocuk görürüz. Islanmaktan sakınmak için kendi başının üstüne tutması gereken o şemsiyeyi, Ata’sının maketine siper eden o körpe yavru, içimizdeki en saf, en masum duyguları ayağa kaldırır.
Bir çocuğun o ıslak ama kararlı duruşunda, bu topraklara duyulan sevdanın yaşının olmadığını; asil bir ruhun boyundan büyük bir vefayı nasıl gururla taşıdığını idrak ederiz.
Ve tabloyu tamamlayan son estetik dokunuş İzmit’ten gelir.
Bir kuyumcu esnafı, dükkânının vitrinine yerleştirdiği 3 boyutlu büyüleyici bir ekranla hemşehrilerini selamlar. Altının, pırlantanın ve değerli taşların parıltısı arasında yükselen o teknolojik görsel, ticari kaygıların çok ötesinde bir bayram coşkusunu caddeye taşır. Vitrini izleyen her yaştan insanın yüzünde bir tebessüm, kalbinde ise gururlu bir kıpırtı bırakır.
Biri bozkırın ortasında traktör iziyle sonsuzluğu çizer, diğeri Hatay meydanında küçücük şemsiyesiyle vefanın en büyük kalesini kurar; bir başkası ise İzmit’in hareketli caddesinde ışıl ışıl ekranlarla bu büyük mirası selamlar.
Üç farklı coğrafyada, üç ayrı insanın elinden çıkan ama aynı sevdadan beslenen bu sahneler bize çok net bir gerçeği fısıldar:
Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi, resmî metinlere ya da ısmarlama hutbelere sıkıştırılamayacak kadar büyüktür! Bu değerler sadece kâğıt üstünde bir rejim değil; bu milletin damarlarındaki asil kan, toprağa vurduğu mühür ve çocukların masumiyetine sinen koruyucu bir nefestir.
Yıllar geçebilir, nesiller değişebilir; ancak bu topraklarda Atatürk sevgisi asla eksilmez. Kurumsal vefasızlıklara inat; bir çiftçinin traktör tekerinde toprağa yazılır, bir çocuğun şemsiye tutan titrek ellerinde can bulur, bir esnafın vitrininde ışıldar.
Çünkü bu sevda bitmez. Traktörler tarlaları sürmeye, çocuklar yağmura meydan okumaya, bu millet Atasını kalbinde taşımaya devam ettiği sürece bu meşale asla sönmeyecektir.
103 yıldır bu gökkubbede çınlayan o ses, sonsuza dek yankılanmaya devam edecek: Yaşasın Cumhuriyet, var olsun Atatürk sevgisi!