“Kâğıt üzerinde tablo düzenli ve umut verici. Ancak mesele tasarım değil, sahadaki sürdürülebilirliktir” diyen Ulutaş, daha önce kamuoyuna duyurulan “300 Koyun Projesi”nin somut sonuçlarına ilişkin şeffaf verilerin paylaşılmadığını hatırlatarak yeni projede de benzer risklerin bulunduğunu dile getirdi.
“Asıl soru: Kalıcı bereket mi, borç döngüsü mü?”
Ulutaş, kırsalda üretim projelerinin temel başarısının dağıtılan hayvan sayısı değil, birkaç yıl sonra ayakta kalabilen işletme oranı olduğunu belirterek şu soruların net biçimde yanıtlanması gerektiğini söyledi:
- Projeden kaç kişi yararlandı?
- İşletmelerin kaçı hâlen üretime devam ediyor?
- Kaç üretici borcunu sorunsuz kapatabildi?
Bu soruların cevabının güven inşa etmek açısından hayati olduğunu ifade eden Ulutaş, ölçülmeyen ve raporlanmayan projelerin kalıcı başarı sağlamasının mümkün olmadığını kaydetti.
Gençlere fırsat vurgusu
Projede genç meslek mensuplarının üretime kazandırılması yaklaşımının olumlu bir adım olduğunu belirten Ulutaş, özellikle zooteknist ziraat mühendisleri, veteriner hekimler ve hayvancılık eğitimi almış gençler için bunun önemli bir fırsat olabileceğini söyledi. Gençlerin üretimle doğrudan buluşturulmasının sektörün yaş ortalamasını düşürmek açısından stratejik değer taşıdığını vurguladı.
Mevcut üretici sistemde tutulmalı
Ulutaş, son yıllarda artan yem maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan güçlükler, pazarlama sorunları ve fiyat istikrarsızlığı nedeniyle çok sayıda üreticinin hayvancılığı bıraktığını hatırlatarak, sorunun yalnızca yeni üretici kazandırmak olmadığını ifade etti.
“Borç yükü altındaki üretici sistemden çıkarken, yeni üreticiyi benzer kredi mekanizmasıyla sisteme dahil etmek yapısal çözüm değil; sadece yer değiştirme riskidir” diyen Ulutaş, mevcut üreticinin korunmasının öncelik olması gerektiğini söyledi.
Yapısal sorunlara dikkat çekti
Ulutaş değerlendirmesinde projenin dört kritik başlıkta ele alınması gerektiğini belirtti:
Ölçek Meselesi: 150 bin hayvan dağıtımının güçlü bir manşet olabileceğini ancak yaklaşık 1.500 işletmeye karşılık gelen bu ölçeğin Türkiye genelinde sınırlı etki oluşturacağını ifade etti. Sorunun hayvan sayısından çok maliyet yapısı, verimlilik, pazar organizasyonu ve fiyat istikrarı olduğunu söyledi.
Sürdürülebilirlik: Başarı kriterinin dağıtılan hayvan sayısı değil, üç yıl sonra ayakta kalan işletme oranı olduğunu belirtti.
Finansman ve Risk Paylaşımı: Kredi modelinin klasik teminat ve ipotek mantığıyla yürütülmesi halinde sermayesi olmayan genç girişimciler için ciddi engel oluşacağını ifade ederek, devletin yalnızca kredi veren değil riski paylaşan bir model kurması gerektiğini vurguladı.
Kırsal Ekosistem: Hayvan dağıtımının tek başına kırsalı ayağa kaldırmayacağını belirten Ulutaş, eğitim, sağlık, altyapı, dijital bağlantı ve pazara erişim güçlendirilmeden kalıcı dönüşümün mümkün olmayacağını dile getirdi.
Pilot uygulama önerisi
Ulutaş, projenin doğrudan ülke geneline yayılmak yerine önce pilot bölgelerde uygulanmasının daha sağlıklı olacağını belirterek, mera varlığı, yem üretim kapasitesi, pazara erişim ve altyapı imkânlarının objektif kriterlerle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Başvuru sahiplerinde teknik yeterlilik, eğitim, deneyim ve uygulanabilir iş planı aranmasının önemine dikkat çekti.
Hak sahiplerinin belirlenmesinde adalet, liyakat ve ehliyetin temel ilke olması gerektiğini ifade eden Ulutaş, üretim sürecinin her türlü siyasi tartışmanın dışında tutulması gerektiğini de sözlerine ekledi.
“Hayvancılık güçlü söylemlerle değil, planlı politikalarla ayağa kalkar”
Ulutaş, projenin doğru planlanması ve liyakat esaslı uygulanması halinde sektöre katkı sağlayabileceğini ancak Türkiye hayvancılığının köklü sorunlarını tek başına çözecek sihirli bir araç olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Sonuç olarak belirleyici olanın üreticiyi koruyan finansman modeli, maliyet istikrarı, adil dağıtım ve şeffaf denetim olduğunu vurgulayan Ulutaş, “Hayvancılık güçlü söylemlerle değil; planlı, ölçülebilir ve uzun vadeli politikalarla ayağa kalkar” ifadelerini kullandı.