Ulutaş’tan “Etnik Parçalanma” Uyarısı: Türkiye Nereye Götürülmek İsteniyor?

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş, Türkiye’nin terörle mücadele sürecinde geldiği noktayı değerlendirerek, terörün sona erdirilmesi ile anayasal ve hukuki yapının değiştirilmesinin birbirinden ayrı konular olduğunu savundu. Ulutaş, Türkiye’nin üniter devlet yapısının ve millî egemenliğin korunması gerektiğini belirterek, yürütülen sürece ilişkin eleştirilerini ve vatandaşların endişelerini dile getirdi.

Ulutaş’tan “Etnik Parçalanma” Uyarısı: Türkiye Nereye Götürülmek İsteniyor?
Haberler'de Abone Ol
“Türk Kimliği Ortak Vatandaşlık Üst Kimliğidir” Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine ve vatandaşlık anlayışına dikkat çekerek değerlendirmelerde bulunan Ulutaş, “Türkiye Cumhuriyeti, yüzyıllar boyunca farklı kültür, inanç ve etnik unsuru bir arada barındıran devasa bir imparatorluk bakiyesi üzerinde, modern bir ulus-devlet vizyonuyla inşa edildi. Cumhuriyet’in kurucu iradesi; sınırları içerisinde yaşayan her bir ferdi eşit vatandaşlık hukuk kapsamında değerlendirdi. Anayasal düzlemde herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmadığı gibi, hiçbir kesim de hukuki haklar bakımından ikinci sınıf bir konuma yerleştirilmedi” dedi. Türk kimliğinin Cumhuriyet vatandaşlığı açısından ortak bir üst kimlik olarak şekillendiğini ifade eden Ulutaş, “Bu çerçevede ‘Türk’ kimliği, yalnızca etnik bir kökene işaret eden dar bir tanım olarak değil; Cumhuriyet vatandaşlığının ortak hukuki ve siyasi üst kimliği olarak şekillendi. Farklı kökenlere, inançlara ve kültürel aidiyetlere sahip milyonlarca insan, bu ortak vatandaşlık anlayışı ve aynı anayasal çatı altında onlarca yıl bir arada yaşadı” diye konuştu. “Terörle Mücadelenin En Ağır Dönemi PKK Terörüdür” Türkiye’nin geçmişten bugüne ayrılıkçı hareketlerle mücadele ettiğini hatırlatarak terörün oluşturduğu toplumsal hafızaya dikkat çeken Ulutaş, “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti, dış güçlerin kışkırtmasıyla kuruluşlarından bu yana bölgesel ve siyasi kaynaklı çeşitli ayrılıkçı isyanlarla mücadele etmiştir. Bu mücadelenin en ağır ve maliyetli dönemi ise 1984'te başlayan PKK terörüdür” dedi. Terörle mücadelenin ağır sonuçlarına işaret eden Ulutaş, “Kırk yılı aşkın bu süreçte asker, polis, öğretmen ve sivil dâhil binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş; binlerce gazimiz ve tüm toplumumuz terörün ağır sonuçlarını bizzat yaşamıştır. Bu tarihsel gerçekliği ve oluşan toplumsal hafızayı yok saymak mümkün değildir” diye konuştu. “Askerî Üstünlük Varken Siyasi Tartışma Neden?” Türkiye’nin terörle mücadeledeki mevcut kapasitesine dikkat çekerek yeni hukuki ve siyasi tartışmaların neden gündeme geldiğini sorgulayan Ulutaş, “Bugün gelinen noktada ise Türkiye'nin önünde son derece kritik bir soru durmaktadır: Anayasal düzlemde vatandaşlarını eşitlik temelinde buluşturan ve son yıllarda terör örgütünün kırsal kapasitesini büyük ölçüde etkisiz hâle getiren Türkiye; neden yeniden kimlik, anayasa ve yeni hukuki düzenlemeler üzerinden bu tartışmaların içerisine çekilmektedir?” dedi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve savunma sanayisinin ulaştığı kapasiteye vurgu yapan Ulutaş, “Özellikle son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel kapasitesi ve Türkiye'nin savunma sanayisinde ulaştığı teknolojik seviye dikkate alındığında ortaya çıkan tablo daha da dikkat çekicidir. İHA ve SİHA teknolojileri, gelişmiş istihbarat ve sınır güvenliği imkânları sayesinde terör örgütünün ülke içerisindeki hareket alanı geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde daraltılmıştır. Başka bir ifadeyle Türkiye, bugün terörle mücadelede tarihinin en güçlü askerî ve teknolojik kapasitesine sahiptir” diye konuştu. Bu tablo karşısında yeni tartışmaların neden gündeme getirildiğini sorgulayan Ulutaş, “Tam da bu nedenle toplumun zihnindeki soru işaretleri büyümektedir: Terör örgütü askerî açıdan bu denli zayıflatılmışken, Türkiye'yi yeniden terör, kimlik, anayasa ve vatandaşlık tartışmalarının merkezine taşıyan bu yeni hukuki düzenlemelere neden ihtiyaç duyulmaktadır? Dün PKK ile mücadeleyi ‘beka meselesi’ olarak sunup oy isteyenler, bugün ne değişti de örgüte alan açan bir süreci zafer gibi pazarlamaktadır? Ne değişmiştir? Terör örgütünün kanlı geçmişi mi, yoksa yalnızca seçim hesapları mı?” dedi. Tartışmanın temelinde Türkiye’nin geleceğine ilişkin kaygıların bulunduğunu belirten Ulutaş, “İşte tartışmanın düğümlendiği nokta burasıdır. Vatandaş açısından mesele bir kanun maddesinden ibaret değildir; mesele Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğidir” diye konuştu. “DEM Parti'nin Söylemleri ve Sahadaki Gerçekler” Yasa sürecinde DEM Parti kanadından yapılan açıklamalara dikkat çekerek değerlendirmelerde bulunan Ulutaş, “Söz konusu yasanın müzakere sürecinde ve kabulünün hemen ardından DEM Parti kanadından verilen mesajlar hamlenin yönünü net bir şekilde göstermiştir. Nitekim DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları'nın, yasa oylamasının ardından bazı ret oylarını ‘100 yıllık zihniyeti devam ettirme’ anlayışıyla ilişkilendirmesi, tartışmanın yalnızca terörün sona erdirilmesiyle sınırlı olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir” dedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen temaslara ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce yaptığı açıklamalara da değinen Ulutaş, “Bunun da ötesinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen temaslar ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin daha önce terör örgütü elebaşına yönelik dile getirdiği statü ve çağrı tartışmaları sürecin yeni bir boyuta evrildiğini göstermektedir” diye konuştu. DEM Parti tarafından yapılan açıklamaların yeni tartışmaları beraberinde getirdiğini savunan Ulutaş, “Nitekim DEM Partili Pervin Buldan tarafından yapılan açıklamalarda, terörist başının kurulması planlanan ‘silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu’nda görev alacağının ifade edilmesi, kendisine yeni bir hukuki veya siyasi statü tanınması ihtimalini gündeme taşımaktadır. Terör örgütü elebaşının böyle bir mekanizmada resmen aktör kılınması, toplumdaki kaygıları zirveye tırmandırmaktadır” dedi. “Vatandaşların Endişeleri Derinleşiyor” Sahada gerçekleştirdikleri görüşmelerde vatandaşların konuya ilişkin yaklaşımını da değerlendiren Ulutaş, “Sahada gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, vatandaşların önemli bir bölümünün düzenlemenin içeriği hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmadığı görülmektedir. Ancak saha çalışmalarında vatandaşlara yasanın gerçekte ne getirdiği, DEM Parti'nin talepleri ve arka planda yürütülen bu temaslar anlatıldığında endişeler daha da derinleşmektedir” diye konuştu. Vatandaşlardan gelen tepkileri ve soruları sıralayan Ulutaş, “Vatandaşların tepkilerinde özellikle şu sorular öne çıkmaktadır: ‘Nereye gidiyoruz, ülkemizi neden bu noktaya getirdiler?’ ‘Sayın Süleyman Soylu TV ekranlarında Mansur Yavaş’ı sırf seçim kazanmak adına Murat Karayılan’ın ve Selahattin Demirtaş’ ın diliyle konuşmakla suçlarken ve ‘yurt içinde sadece 86 terörist kaldı’ diyerek örgütün bittiğini ilan ederken, bugün ne oldu da kapalı kapılar arkasında müzakere edilen bu noktaya geldik?’ ‘Terörü bitirme noktasına gelmişken neden kapalı kapılar ardında DEM Parti'nin anayasa dayatmalarına ve örgüt elebaşına statü arayışlarına imkân tanıyan bir sürecin içerisine giriyoruz?’ ‘2023'te millete ‘beka’ nutukları atıp muhalefeti suçlayanlar, bugün kimlerle ve neyin karşılığında beraber hareket ediyor?’ ‘Bu kadar şehit ve gaziyi, ödenen ağır bedelleri unutup hangi anayasal tavizlerin karşılığında bu adımları atıyorlar?’ ‘Bir vatandaş olarak soruyorum: Benim sahip olduğum haklar varken diğer vatandaşların neyi noksan ki böyle ekstra düzenlemelere gidiliyor?’ ‘Madem bu adımları atmak tek başına yetti veya devleti yönetmek bunu gerektiriyordu da geçmişteki devlet akılları ve devlet adamlarının hiçbiri neden bunu düşünmedi?’ ‘I. Açılım Süreci’nde yaşananlar ortadayken, yarın bir gün yine silah bırakmazlarsa Hendek Operasyonları’nda olduğu gibi yeni şehitler mi vereceğiz?’ ‘Esasen normlar hiyerarşisine ve Anayasa’ya açıkça aykırı olan bu yasanın hukuki geçerliliği ve meşruiyeti var mıdır?’” dedi. “Mesele Sadece Terörün Bitmesi Değil, Nasıl Bittiğidir” Terörsüz Türkiye hedefinin toplumun ortak arzusu olduğunu vurgulayarak, asıl tartışmanın sürecin nasıl yürütüldüğü olduğunu belirten Ulutaş, “Hiçbir Türk vatandaşı terörsüz bir Türkiye'ye karşı değildir. Silahlar ebediyen sussun, terör odakları ülkemize tehdit olmaktan çıksın; bu hepimizin ortak arzusudur. Ancak burada hayati bir ayrım yapmak zorundayız” dedi. Terörün sona ermesi ile devletin anayasal yapısının pazarlık konusu edilmesini birbirinden ayıran Ulutaş, “Silahların ebediyen susması ve terörün sona ermesi ayrı bir konudur. Terörle mücadele bahanesiyle devletin anayasal, idari ve hukuki yapısının pazarlık konusu yapılması, örgüt kadrolarına siyasallaşma kapısının açılması ayrı bir konudur” diye konuştu. Terörün sona erdirilmesine karşı olmadıklarını ancak devletin kurucu niteliklerinin korunması gerektiğini ifade eden Ulutaş, “Terörün bitirilmesi hedefi üzerinde Türk milletinin tam bir mutabakatı vardır. Ancak devletin kurucu niteliklerinin pazarlığa açılması, Cumhuriyetin temel yapısına yönelik doğrudan bir tehdittir. Asıl başarı; hukuk devletini, anayasal düzeni ve üniter yapıyı koruyarak güçlendirmektir. Terör bitecek bahanesiyle hiç kimse Anayasa'nın maddelerini ve millî egemenliği masaya yatıramaz” dedi. “Parçalanma Tehlikesi ve Türk Milletinin Cevabı” Anayasa değişikliği tartışmalarının terörle mücadele süreciyle birlikte ele alınmasının toplumda yeni endişelere yol açtığını savunan Ulutaş, “Türk Milleti haklı olarak sormaktadır: ‘Terör bitiyorsa, neden anayasa değişikliğine ihtiyaç duyuluyor? Millî Mücadele'den ve eşit vatandaşlık temelinde birleşen millî devlet anlayışından mı rahatsızsınız?’” diye konuştu. Vatandaşların zihnindeki temel kaygıların vatandaşlık, ana dilde eğitim, yerel yönetimler ve federatif yapı başlıklarında yoğunlaştığını belirten Ulutaş, “Vatandaşın zihninde terörle mücadele ile anayasa değişikliği ve siyasallaşma kurulları arasında bağlantı kurulduğunda, konu basit bir güvenlik politikası olmaktan çıkıp bir beka krizine dönüşmektedir. Kamuoyundaki temel kaygı; vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, ana dilde eğitim, yerel yönetimlere özerklik ve nihayetinde federatif bir yapıya geçiş şüpheleridir” dedi. Atılan adımların PKK’nın siyasi alana taşınmasına yönelik endişeleri artırdığını savunan Ulutaş, “Çıkarılmak istenen bu tür yasalarla ve atılan adımlarla, PKK'nın mecliste yeni bir isimle siyaset yapmasının önünün açıldığı, hatta devlete ortak edildiği yönündeki endişeler her geçen gün güçlenmektedir. Yapılması düşünülen anayasal değişikliklerle Güneydoğu illerinin yönetiminin özerk veya federatif yapılara devredilmesi dahi gündeme gelebilecektir” diye konuştu. Anayasal düzeyde etnik kökene göre yapılacak düzenlemelerin farklı taleplere de emsal oluşturabileceğini ifade eden Ulutaş, “Anayasal düzeyde etnik kökene göre yapılacak bir düzenleme yalnızca tek bir grupla sınırlı kalmayacak, emsal teşkil ederek farklı unsurları da benzer taleplerle sürece dâhil edebilecektir. Bu taleplerin anayasal bir zemine taşınması ve üniter devlet yapısını değiştirecek bir sürecin önünün açılması hâlinde, Türkiye'nin mevcut anayasal düzeni açısından telafisi imkânsız kırılmalar ortaya çıkacaktır” dedi. “Türk Milleti Bu Gidişata Destek Vermeyecek” Sürecin üniter devlet yapısında değişikliğe yol açması durumunda Türk milletinin tavrının net olacağını belirten Ulutaş, “Eğer süreç bu noktaya evrilirse, Türk milletinin vereceği cevap da son derece açık ve kararlı olacaktır. Dün attıkları nutukları bugün izah edemeyenlerin; terörle mücadele adına söylediklerini unutarak kapalı kapılar arkasında siyasi pazarlık yürütenlerin bu millete söyleyecek tek bir sözü kalmamıştır” dedi. Şehit ve gazilerin hatırasına vurgu yaparak açıklamasını sürdüren Ulutaş, “Türk milleti hiçbir şart ve koşulda bu gidişata destek vermeyecek, şehit ve gazilerinin aziz hatırasını incitmeyecektir” diye konuştu. Açıklamasının sonunda kararın millete ait olduğunu vurgulayan Ulutaş, “Son sözü daima millet söyleyecektir; ister bugün, ister sandıkta...” dedi.
Gümüşhane Olay

Gümüşhane Olay

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.