Sevgili okurlarım, bugün sizlerle Türkiye’de yeni piyasaya çıkan SEVGİ OZANI YUNUS EMRE kitabımız ile ilgili KARAKEDİ Dergisinin benimle yaptığı röportajı paylaşmak istiyorum.
Bekir Cebeci: “Yazmak benim için hayatta var olmak, yaşamak ve topluma hizmet etmek anlamına geliyor.”
Söyleşi Aslı Kemal Gürbey
Eğitimci, sivil toplum öncüsü, politikacı ve yazar Bekir Cebeci, uzun yıllara dayanan bilgi birikimi ve toplumsal deneyimini Sevgi Ozanı Yunus Emre kitabında okurlarla buluşturuyor. Kitap Kalan Yayınları’ndan yeni çıktı. UNESCO’nun da vurguladığı gibi, Yunus Emre yalnızca Türk kültürünün değil, dünya insanlığının da ortak değeridir. Cebeci, bu eserinde Yunus’un sevgi, hoşgörü ve insanlık mesajlarını günümüze taşıyarak hem topluma hem de yeni nesillere ışık tutmayı amaçlıyor. Eseri hakkında Cebeci ile bir söyleşi yaptık. Buyurun söyleşimize.
Soru: Merhaba Bekir Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Evvelce pek çok kitabınız yayımlanmış fakat ben son kitabınız vesilesiyle sizi tanımış oldum. İyi ki de tanımışım. Benim durumumda olanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
Bekir Cebeci: “Yazmak benim için hayatta var olmak, yaşamak ve topluma hizmet etmek anlamına geliyor.”
Söyleşi Aslı Kemal Gürbey
Eğitimci, sivil toplum öncüsü, politikacı ve yazar Bekir Cebeci, uzun yıllara dayanan bilgi birikimi ve toplumsal deneyimini Sevgi Ozanı Yunus Emre kitabında okurlarla buluşturuyor. Kitap Kalan Yayınları’ndan yeni çıktı. UNESCO’nun da vurguladığı gibi, Yunus Emre yalnızca Türk kültürünün değil, dünya insanlığının da ortak değeridir. Cebeci, bu eserinde Yunus’un sevgi, hoşgörü ve insanlık mesajlarını günümüze taşıyarak hem topluma hem de yeni nesillere ışık tutmayı amaçlıyor. Eseri hakkında Cebeci ile bir söyleşi yaptık. Buyurun söyleşimize.
Soru: Merhaba Bekir Bey. Yeni eseriniz hayırlı olsun. Evvelce pek çok kitabınız yayımlanmış fakat ben son kitabınız vesilesiyle sizi tanımış oldum. İyi ki de tanımışım. Benim durumumda olanlar için kendinizi tanıtır mısınız?
- CEBECİ: Bu güzel ve anlamlı sözleriniz için öncelikle size candan teşekkür ederim. 1947 yılında Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Ünlüpınar beldesinde doğdum. İlkokulu beldemde, ortaokulu Kelkit’te, öğretmen okulunu ise Gümüşhane’de tamamlayarak öğretmenlik mesleğine adım attım. Türkiye’de 6 yılı köylerde, 8 yılı Trabzon merkezde olmak üzere toplam 14 yıl öğretmenlik yaptım. 1980 yaz tatilinde pasaport çıkararak Hollanda’ya, kız kardeşimin yanına gittim ve orada kaldım. Öncelikle dil kursuna devam ederek Hollandaca öğrendim. Daha sonra Türkçe öğretmeni olarak göreve başladım. Hollanda’da 27 yıl boyunca ilkokullarda, ortaokullarda ve Hugo de Groot Lisesi’nde Türk öğrencilerimize Türkçe Anadili ve Kültürüdersleri verdim. Ayrıca 8 yıl süreyle Türkçe Halk Eğitim Koordinatörlüğü (Başkanlığı)görevini yürüttüm.
- PABO
- Nutsakademi
- Remedial Teaching (Uzman Öğretmenlik)
- CEBECİ: Yazmak benim için hayatta var olmak, yaşamak ve topluma hizmet etmek anlamına geliyor. Bir öğretmen olarak yıllarca öğrencilerime büyük bir sevgiyle ders verdim. Benim için “öğretmenin emeklisi olmaz”; bugün derslerimi yazılarım aracılığıyla sürdürmeye devam ediyorum. Yazmak, beni bütün streslerden uzaklaştırıyor, adeta gökyüzüne yükseltiyor ve bana büyük bir mutluluk veriyor. Yazılarımı ve kitaplarımı mümkün olduğunca Avrupa’dan, özellikle Hollanda’dan bakış açısıyla kaleme almaya çalışıyorum. Çünkü orada sistem rayına oturmuştur; demokrasi algısı ve uygulaması bizden oldukça farklıdır. Bu konuda küçük bir örnek vermek isterim: Türkiye’de gerek siyasi partiler gerekse birçok yazar, milliyetçilik kavramını gururla öne çıkaran yazılar yazar ve demeçler verir. Oysa Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, ne basında ne de günlük dilde, milliyetçilik kelimesini duyamazsınız. Çünkü milliyetçilik, 1789 Fransız Devrimi’nden doğmuş politik bir ideolojidir. Çoğu Avrupa dilinde bu kavramın karşılığı “nasyonalizm”dir ve özellikle Anglosakson kültüründe olumsuz bir anlam taşır. Milliyetçilik doğduğu dönemde devrimci ve ulusal bir kavramdı; ulus devletlerin kurulmasına da hizmet etti. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nı başlatan Hitler de milliyetçiydi ve bu ideoloji sonucunda 50 milyon insanın hayatı kaybedildi. Bu nedenle, 1945 yılından bu yana, yani yaklaşık 80 yıldır, bu kelime Avrupa’da deyim yerindeyse tehlikeli görülmekte ve kullanılmaktan kaçınılmaktadır. Fransa’nın sosyalist devlet başkanı François Mitterrand, 17 Ocak 1995’te Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada milliyetçiliği şu sözlerle tanımlamıştır:
- CEBECİ: Yunus Emre, sevginin ozanıdır. Bizim toplum olarak dün de bugün de yarın da en çok ihtiyaç duyduğumuz değer sevgidir. Çünkü insan ilişkilerinin temeli, çimentosu sevgidir. UNESCO, 1991 yılını Yunus Emre ve Sevgi Yılı ilan etti. Biz de Hollanda’nın Rotterdam kentinde Hollandalılara Yunus Emre’yi anlattık. Herkes ama herkes kulaklarına inanamadı: “Yedi yüz yıl önce yaşamış bir şair nasıl olur da böylesine güzel ve anlamlı şiirler söyleyebilir?”diye şaşkınlıklarını dile getirdiler. Ben de o dönemde Hollanda’daki okul sınıfımın duvarlarına Yunus Emre’nin Hollandaca’ya çevrilmiş şiirlerini astım. Gelen Hollandalı öğretmenler bu şiirleri okuduklarında hayretler içinde kalıyorlardı. Çünkü sevgi, çağlar üstü bir kavramdır. İnsan ilişkilerinde bundan daha güzel ve daha anlamlı bir sözcük var mıdır?
- CEBECİ: Yunus Emre, hem günümüz hem de gelecek kuşaklara dünyanın geçici bir mekân olduğunu anlatıyor. Öyleyse, birbirimizi kırmak, üzmek yerine “Sevelim, sevilelim” diyor. Yunus Emre, Tabduk Emre Dergâhı’nda -o dönemin bir bakıma üniversitesinde- yetişti. Bu dergâhta tam 40 yıl boyunca dinî ilimleri ve Kur’ân’ı öğrendi.
- CEBECİ: Öncelikle “UNESCO nedir?” sorusunu cevaplayalım. UNESCO, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatıdır. UNESCO’nun amacı; dünya barışına katkıda bulunmak için ülkelerin eğitim, bilim, kültür, iletişim ve bilgi alanlarındaki önemli değerlerini uluslararası düzeye taşımak ve bu değerleri bütün dünyaya tanıtmak, yaymaktır. Ayrıca UNESCO, insanlığın ortak mirası sayılan kültürel değerlerin kaybolmasını önlemek için de çalışmalar yürütür. UNESCO, 1945 yılında kurulmuştur. Örneğin, 1981 yılını Atatürk Yılı, 2007 yılını ise Mevlânâ ve Hoşgörü Yılı ilan etmiştir. Gelelim Yunus Emre’ye… Yunus Emre, dünya çapında “sevginin ozanı” olarak bilinir. Böylesine önemli bir değeri UNESCO, 20 yıl arayla iki kez “Yılın Ozanı ve Sevgi Yılı” ilan etmiştir. Bugün Yunus Emre’yi bütün dünya tanımaktadır. Ancak gönlümüz ister ki, Yunus Emre’nin hayatı ve şiirleri bütün dünya dillerine çevrilsin ve Büyükelçiliklerimiz, Konsolosluklarımız aracılığıyla tüm dünyaya tanıtılsın. Üstelik yalnızca Yunus Emre değil; Mevlânâ, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmed Yesevî, Nasreddin Hoca gibi büyük değerlerimizi de aynı şekilde dünyaya tanıtmalıyız. Özellikle Avrupa’dan başlamalıyız; çünkü bugün Avrupa ülkelerinde yaklaşık 5 milyon T.C. vatandaşı yaşamaktadır. Bu çalışmalar sayesinde Avrupa halkı Türkler hakkında daha samimi ve sevecen bir bakış açısına sahip olacak, ayrımcılığın ve dışlamanın yerini karşılıklı anlayış ve kucaklaşma alacaktır. Bu durum, hem ülkemiz hem de insanlık için hayati öneme sahiptir.
- CEBECİ: UNESCO, 1991 ve 2002 yıllarını “Yunus Emre ve Sevgi Yılı” ilan etti. Peki biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak bu konuda ne yaptık, ne yapıyoruz?
- CEBECİ: Her şey mümkündür. Yapılması gerekenleri yukarıda anlattım. Bu meseleleri bir devlet politikası olarak ele almak zorundayız. Çünkü bu kültürel değerler, 86 milyon insanımızı bir arada tutan ortak değerlerimizdir. Bu değerleri çocuklara ve yetişkinlere öğretmek, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yapılacak en büyük hizmetlerden biridir. Zira bu değerler, bizleri birbirimize bağlayan, kenetleyen temel unsurlardır. Düşünün ki, hangi Türk vatandaşı Yunus Emre için olumsuz bir söz söyleyebilir? İşte bu yüzden Yunus Emre gibi değerlerimiz toplumsal birlik ve beraberliğimizin de en güçlü harcıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın elinde bu konularda yeterli kaynak yoksa, Hollanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın destekleriyle hazırladığım “Benim Kültürüm” kitabını Almanya’daki Anadolu Yayınevi’nden temin edip inceleyebilirler. Bu kitap, okullarda ders kitabı olarak da kullanılabilir. Böylece Hollanda devleti de Türk devletine önemli bir katkı sağlamış olur. Bu, kültürel iş birliği açısından da son derece güzel ve anlamlı bir adım olur. Ben Hollanda’da bugüne kadar toplam 26 kitap yazdım ve yayımladım. Bu çalışmalarım dolayısıyla Hollanda devleti, Türk toplumuna yaptığım hizmetlerden ötürü bana, devletin en yüksek onur ödüllerinden biri olan “Şövalye Nişanı”nı takdim etti. Bundan büyük bir gurur ve mutluluk duydum. Ayrıca, Hollanda Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nde (işçi değil, sosyal demokrat parti) Güney Hollanda Eyalet Milletvekilliği görevinde de bulundum.
- CEBECİ: Yunus Emre’yi elbette bizden çok daha iyi tanıyan yabancılar vardır. Çünkü onlar böylesi değerlere çok büyük önem verip onları araştırıp, bulur, öğrenirler. Fakat diğer milletler bizden daha iyi Yunus Emre’yi tanıyor diyemeyiz. Biz de toplum olarak bu konularda üstümüze düşeni tam olarak yapamıyoruz, diyebiliriz. Yarın çok geç olmadan ne olur, bir an önce bu topluma, gençlerimize ve çocuklarımıza milli, manevi ve ortak değerlerimizi ayrımsız doğru bir şekilde öğretelim. Çünkü ancak bizleri bu değerler dimdik ayakta tutar, birlik ve dayanışmamızı bu değerler güçlendirir. Öyleyse yarın çok geç olmadan hemen şimdi işe başlamalıyız. Ve bu milli, manevi ve ortak değerlerimizi herkese öğretmeliyiz. Bir halk eğitimi seferberliği de başlatılabiliriz. Kaldı ki bu tür program ve projeler tamamen siyaset üstüdür.
- CEBECİ: Bana bu olanağı sunduğunuz için asıl ben size çok teşekkür ederim. En derin saygı ve sevgilerimle.