Prof.Dr.Ulutaş Uyardı: “Türkiye Hızla Yaşlanıyor, Demografik Risk Büyüyor”

Türkiye’nin hızla düşen nüfus artış oranlarını çok boyutlu bir bakışla değerlendiren Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Ulutaş, ekonomik koşullardan kırsal çözülmeye, sosyal politikalardan tarım yapısına kadar uzanan geniş bir çerçevede uyarılarda bulundu.

Prof.Dr.Ulutaş Uyardı: “Türkiye Hızla Yaşlanıyor, Demografik Risk Büyüyor”
Haberler'de Abone Ol
Nüfus Artışı Stratejik Bir Güç Unsuru Nüfus artışının ülkelerin ekonomik ve siyasi geleceği açısından taşıdığı öneme stratejik boyutuyla yaklaşarak değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Zafer Ulutaş, “Nüfus artışı, ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasi yapısını doğrudan etkileyen temel unsurlardan biridir. Bir ülkenin üretim kapasitesi, iç pazar büyüklüğü, iş gücü potansiyeli ve uluslararası alandaki etkinliği; nüfusun büyüklüğü ve artış hızıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle nüfus artışı sadece demografik bir gösterge olmayıp, aynı zamanda kalkınma, güvenlik ve sürdürülebilirlik açısından stratejik bir parametre olarak ele alınmalıdır. Uzun vadeli planlamalarda nüfus politikalarının; ekonomi, tarım, istihdam ve sosyal politikalarla bütüncül bir anlayış içinde yürütülmesi zorunludur. Türkiye açısından nüfus artışı; rekabet gücünün sürdürülebilirliği, ekonomik bağımsızlığın korunması, toplumsal yapının devamlılığı ve ülke savunmasının güçlendirilmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Bu çerçevede, Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 2025 yılı itibarıyla 1,48 seviyesine kadar gerilemiş olması geçici bir demografik dalgalanma değil; uzun yıllardır uygulanan yanlış politikaların ve ihmal edilen yapısal sorunların bir sonucudur. Dolayısıyla nüfus artış hızındaki gerilemeye yol açan uygulamaların yeniden değerlendirilmesi ve gecikmeksizin politika değişikliklerine gidilmesi zorunluluk arz etmektedir.” dedi. Ekonomik Baskılar Aile Yapısını Zorluyor Ekonomik koşulların doğurganlık üzerindeki belirleyici etkisini ortaya koyarak değerlendirmelerini sürdüren Ulutaş, “Türkiye’de nüfus artış oranının düşmesinde en belirleyici unsurların başında ekonomik nedenler gelmektedir. Gelir–gider dengesinin bozulması, konut ve kira fiyatlarındaki aşırı artış ile gıda, eğitim ve sağlık harcamalarının hızla yükselmesi aileleri çocuk sahibi olmaktan uzaklaştırmaktadır. İş güvencesinin olmaması düzensiz istihdam ve gelecek kaygısı, özellikle genç nüfusun evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını ertelemesine yol açmaktadır. Kadınlara çocuk bakımı dönemi için sağlanan desteğin bulunmaması ya da yeterli seviyede olmaması, çocuk yetiştirmenin ekonomik yüküne katlanılmasını zorlaştırmakta; bu durum ailelerin çocuk sayısını sınırlandırmasına neden olurken, aynı zamanda doğurganlık yaşını yükseltmekte ve dolayısıyla toplam doğum sayısını azaltmaktadır. Bununla birlikte, ekonomik durumu iyi olan ailelerin bile bir ya da iki çocukla yetinmeyi tercih etmesi, meselenin yalnızca yoksulluk kaynaklı olmadığını ortaya koymaktadır. Ülkede çalışan nüfusun büyük bölümünün asgari ücret düzeyinde gelir elde etmesi ise bu sürecin en belirleyici yapısal faktörlerinden biridir.” diye konuştu. Evlilik Yaşı Yükseliyor, Doğurganlık Düşüyor Evlilik yaşındaki artışın demografik sonuçlarını ekonomik zeminle ilişkilendirerek ele alan Ulutaş, “Evlilik yaşının yükselmesi de doğurganlık oranlarının azalmasında belirleyici bir faktördür. Eğitim süresinin uzaması ve kariyer beklentilerinin artması büyük ölçüde ekonomik zorunlulukların bir sonucudur. Artan yaşam maliyetleri, konut edinme güçlüğü ve gelir güvencesinin zayıflaması, gençlerin uzun süre ekonomik bağımsızlık kazanamamasına neden olmakta; bu durum evlilik kararını ileri yaşlara ertelemektedir. Evlilik yaşının yükselmesi ise doğurganlık süresini kısaltarak toplam doğum sayısını düşürmektedir.” ifadelerini kullandı. 6360 Sayılı Kanun Kırsalı Zayıflattı İdari ve mekânsal dönüşümlerin kırsal nüfus üzerindeki etkilerini ortaya koyarak konuşmasını sürdüren Ulutaş, “Nüfusun azalmasına yol açan bir diğer önemli etken, 6360 sayılı Kanun ile birlikte hayata geçirilen idari ve mekânsal dönüşümdür. Büyükşehir belediyesi sınırlarının il mülkî sınırlarına genişletilmesi ve köylerin mahalle statüsüne dönüştürülmesi, kırsal yaşamı ve üretim ilişkilerini derinden etkilemiştir. Tarımsal üretimle geçinen kırsal nüfus, bu süreçte hem ekonomik hem de sosyal olarak çözülmüş; köyler fiilen nüfus kaybetmiştir. Bu durum köyden kente göçü hızlandırmış, bir yandan kırsal nüfus azalırken diğer yandan şehirlerde plansız ve kontrolsüz bir büyüme ortaya çıkmıştır.” dedi. Şehirleşme ve Kültürel Dönüşüm Etkisi Şehir yaşamının aile yapısını dönüştüren etkilerine dikkat çekerek değerlendirmelerde bulunan Ulutaş, “Plansız şehirleşme ve buna bağlı yaşam tarzı değişimi, doğurganlık oranlarını aşağı çeken bir diğer temel etkendir. Küçük konutlar, yüksek yaşam maliyetleri, kreş ve bakım ihtiyacı ile birleştiğinde, şehir yaşamı çocuk sayısını sınırlayan bir yapıya dönüşmüştür. Geleneksel geniş aile modelinin çözülmesiyle birlikte ‘az çocuk, yüksek yaşam standardı’ anlayışı yaygınlaşmış; bu kültürel dönüşüm nüfus artış hızının düşmesinde önemli rol oynamıştır.” diye konuştu. Tarım Politikaları Göçü Hızlandırıyor Tarımsal üretimdeki yapısal sorunları ortaya koyarak değerlendirmelerini sürdüren Ulutaş, “Tarımsal üretimde yaşanan gerileme de nüfus azalmasını besleyen önemli bir yapısal sorundur. Yanlış tarım politikaları, ithalata dayalı üretim anlayışı, girdi maliyetlerindeki hızlı artış ve yetersiz destekler, kırsal üretimi ciddi biçimde zayıflatmıştır. Küçük üreticinin üretimden çekilmesi, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı ve hayvansal üretimdeki azalma, kırsal nüfusun yaşlanmasına yol açmış; köyden kente göçü hızlandırmıştır.” ifadelerini kullandı. Köy Okullarının Kapanması Kırsalı Çözdü Eğitim politikalarının kırsal yapı üzerindeki etkisini ortaya koyarak konuşan Ulutaş, “Köy okullarının kapatılması, kırsal çözülmeyi derinleştiren kritik bir unsur olmuştur. Eğitim imkânlarına erişim için çocuklu ailelerin şehir merkezlerine göç etmek zorunda kalması, köylerde genç ve doğurgan nüfusun hızla azalmasına yol açmıştır. Okulların kapanmasıyla birlikte yalnızca eğitim hizmetleri değil, üretim kültürü, toplumsal dayanışma ve aile yapısı da kırsal alanlardan çekilmiştir. Bu durum, kuşaklar arası bilgi ve deneyim aktarımını ciddi biçimde zayıflatmıştır.” dedi. Sosyal Devlet Yetersiz Kalıyor Sosyal politikaların aileleri korumakta yetersiz kaldığını ortaya koyarak değerlendirmelerini sürdüren Ulutaş, “Sosyal politikaların yetersizliği ve sosyal devletin bu alandaki geri çekilişi, süreci daha da derinleştirmektedir. Çocuk başına sağlanan maddi desteklerin düşük, parçalı ve süreklilikten uzak olması; artan enflasyon, konut ve bakım giderleri karşısında aileleri yeterince koruyamamaktadır. Kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılamaması, çocuk bakım yükünü büyük ölçüde kadınların omuzlarına bırakmaktadır. Doğum sonrası kadın istihdamını güvence altına alacak düzenlemelerin hayata geçirilmemesi ve ebeveyn izinlerinin yetersizliği, kadınları ya iş gücünden çekilmeye ya da çocuk sahibi olma kararını ertelemeye zorlamaktadır.” diye konuştu. Dijital Kültür Bireyselliği Öne Çıkarıyor Dijitalleşmenin toplumsal algıyı dönüştüren etkilerine değinerek konuşan Ulutaş, “Buna ek olarak sosyal medya ve dijital kültür, bireysel yaşamı ve tüketimi merkeze alan bir anlayışı yaygınlaştırmaktadır. Aile kurma ve ebeveynlik, çoğu zaman özgürlüğü sınırlayan bir yük olarak sunulmakta; gerçekçi olmayan yaşam standartları genç kuşakların ekonomik kaygılarını artırmaktadır.” ifadelerini kullandı. Bütüncül Politikalar Şart Demografik gidişatın uzun vadeli risklerini ortaya koyarak değerlendirmesini tamamlayan Ulutaş, “Sonuç olarak Türkiye’de nüfus artış oranındaki düşüş, yalnızca demografik bir sorun değil; ekonomik, sosyal, tarımsal ve yapısal politikaların birbiriyle etkileşiminin ortaya çıkardığı çok boyutlu bir sonuçtur. Mevcut eğilimin devam etmesi; iş gücünün daralması, nüfusun hızla yaşlanması, üretim kapasitesinin zayıflaması ve uzun vadede sosyal güvenlik sistemi ile ülke savunmasının sürdürülebilirliğinin risk altına girmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle nüfus politikaları; tarım, istihdam, eğitim ve sosyal politikalarla bütünleşik biçimde yeniden ele alınmalı; üretimi ve aileyi merkeze alan, kırsalı yeniden cazip hale getiren ve genç nüfusun geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak kapsamlı ve sürdürülebilir politikalar gecikmeksizin hayata geçirilmelidir.”
Gümüşhane Olay

Gümüşhane Olay

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.