Prof.Dr. Ulutaş: Türk Tarımının Omurgası Küçük ve Orta Ölçekli Aile İşletmeleridir

Tarım politikalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Zafer Ulutaş, küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin tasfiye edilmesinin değil, desteklenerek güçlendirilmesinin Türkiye tarımının geleceği açısından zorunlu olduğunu vurguladı.

Prof.Dr. Ulutaş: Türk Tarımının Omurgası Küçük ve Orta Ölçekli Aile İşletmeleridir
Haberler'de Abone Ol
Tarım sektörünün mevcut yapısını ve uygulanan politikaları değerlendiren Prof. Dr. Zafer Ulutaş, Türk tarımının omurgasını küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin oluşturduğunu söyledi. Bu işletmelerin yalnızca birer üretim birimi olmadığını belirten Ulutaş, söz konusu yapının gıda güvenliğinin, sürdürülebilir üretimin ve kırsal hafızanın ana taşıyıcısı konumunda olduğunu ifade etti. Türkiye’de tarımın kısa vadede büyük ölçekli ve sanayi tipi işletmelere dönüştürülmeye çalışılmasının ülkenin sosyolojik, ekonomik ve coğrafi gerçekleriyle bağdaşmadığını dile getiren Ulutaş, bu tür yaklaşımların sonuçsuz bir çaba olmaktan öteye geçemediğini kaydetti. Ulutaş, çözümün aile işletmelerini ortadan kaldırmak değil, oldukları yerde teknolojik olarak modernize etmek, finansal olarak desteklemek ve piyasa karşısında devlet destekleriyle korumak olduğunu vurguladı. Aile işletmelerinin güçlendirilmesinin yalnızca üretim artışı sağlamayacağını belirten Ulutaş, bu yapının aynı zamanda ülke tarımını büyük sermaye baskılarına karşı daha dirençli hâle getireceğini söyledi. Sürdürülebilir tarımın ana gövdesinin bu işletmelerden oluştuğuna dikkat çekti. Ucuz ve Sağlıklı Gıdaya Erişimin Anahtarı Küçük Üretici Bugün Türkiye’de halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişiminin temelinde yine küçük ve orta ölçekli üreticilerin yer aldığını ifade eden Ulutaş, mevcut piyasa düzeni ve tarım politikalarının üreticiyi korumak yerine sistemin dışına ittiğini belirtti. Geleceğini göremeyen çiftçinin çocuklarını toprağa değil, şehirlerde asgari ücretle tutunmaya çalışan bir hayata yönlendirdiğini kaydeden Ulutaş, olumsuz piyasa koşulları nedeniyle birçok üreticinin üretimi bırakmak istediğini, ancak alternatif geçim kaynaklarının yokluğu sebebiyle adaletsiz bir düzen içinde ayakta kalmaya çalıştığını dile getirdi. Buna rağmen her yıl artan sayıda üreticinin kötüleşen şartlar nedeniyle üretimden tamamen çekildiğini vurguladı. Bu sürecin yalnızca tarımı zayıflatmadığını belirten Ulutaş, kırsal nüfusun çözülmesine, şehirlerin plansız ve altyapısız büyümesine, gettolaşmaya ve sosyal dokunun aşınmasına yol açtığını ifade etti. Küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin salt ekonomik birimler değil; sürdürülebilir tarımın, gıda egemenliğinin ve kırsal yaşamın temel direkleri olduğunu söyledi. Çıkış Yolu: Katma Değer ve Üretici Odaklı Kooperatifçilik Tarımda çözümün karmaşık olmadığını vurgulayan Ulutaş, Danimarka, Hollanda, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde uzun yıllardır başarıyla uygulanan kooperatif modeline dikkat çekti. Türkiye’nin ihtiyacının, üreticinin sahibi olduğu ve profesyonelce yönetilen kooperatifler olduğunu ifade etti. Mevcut yapısı ve yönetim anlayışıyla Tarım Kredi Kooperatiflerinin bu rolü üstlenmekte zorlandığını belirten Ulutaş, siyasi baskılardan bağımsız hareket edemediği için gerçek anlamda bir üretici örgütü niteliği kazanamadığını söyledi. Ulutaş, bölgesel bazda 15–20 üreticinin bir araya gelerek kendi markasını oluşturmasının, yalnızca ham madde satmak yerine ürünü işleyip doğrudan pazara sunmasının katma değerin üreticide kalmasını sağlayacağını dile getirdi. Kars kaşarı, gravyer peyniri, zeytinyağı ve fındık gibi yöresel ürünlerin bu modelle hem iç pazarda hem de dış pazarda güçlü bir değer oluşturabileceğini belirten Ulutaş, Kars’ın merkez ilçesine bağlı Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği’nin çalışmalarını somut bir örnek olarak gösterdi. Bu model sayesinde Kars kaşarı ve gravyerinin Türkiye’nin dört bir yanına ulaştığını ifade etti. Mevzuat ve Algı Sorunu Aşılmadan Başarı Zor Bu yaklaşımın yalnızca hayvansal üretimle sınırlı olmadığını belirten Ulutaş, bitkisel üretimden tıbbi ve aromatik bitkilere, yöresel tarım ürünlerinden işlenmiş gıdaya kadar geniş bir alanda uygulanabilecek gerçekçi bir kalkınma fırsatı sunduğunu söyledi. Türkiye tarımının yeniden yükselmesinin, küçük üreticinin birlikte güçlenmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Bu dönüşümün önünde iki temel engel bulunduğunu kaydeden Ulutaş, bunlardan ilkinin mevzuat engeli olduğunu belirtti. Kooperatifçilik mevzuatının üreticiyi güçlendiren bir yapıdan ziyade bürokratik bir kontrol mekanizmasına dönüştüğünü ifade eden Ulutaş, kooperatiflerin yatırım yapabilen, marka yaratabilen ve piyasada rekabet edebilen ticari aktörler hâline getirilmesi gerektiğini söyledi. Devlet desteğinin yalnızca mazot ve gübre sübvansiyonlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Ulutaş, desteklerin işleme tesisleri, soğuk zincir, markalaşma ve pazarlama altyapısına yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İkinci engelin ise toplumsal algı sorunu olduğunu dile getiren Ulutaş, ABD ve Avrupa’da çiftçiliğin en saygın meslekler arasında yer almasına karşın Türkiye’de üreticinin hak ettiği itibarı göremediğini söyledi. Bu algının ancak üreticinin gelir güvencesine kavuşmasıyla değişebileceğini belirten Ulutaş, bunun yolunun sözleşmeli üretim, öngörülebilir fiyat politikaları ve sosyal güvence mekanizmalarından geçtiğini kaydetti. Kırsala dönüşün bir romantizm değil, ekonomik bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Ulutaş, üreticinin para kazandığında, emeğinin karşılığını aldığında ve geleceğini planlayabildiğinde toprağın yeniden hayat bulacağını ifade etti. Ulutaş, Türk tarımının kaderinin üreticinin kaderinden ayrı olmadığını belirterek, “Üretici kazanırsa Türkiye kazanır” dedi.
Gümüşhane Olay

Gümüşhane Olay

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.