Bugün sizlerle ne siyaseti konuşacağız ne ekonomiyi ne de dünyanın bitmek bilmeyen kavgalarını...
Bugün biraz kendimizi konuşacağız.
Çünkü bazen insan, başkalarının hatalarını aramaktan kendi eksiklerini göremez hale gelir.
İnsanoğlunun en kolay ustalaştığı zanaat nedir bilir misiniz? “Başkalarının hayatlarına "hakem", kendi hayatlarına ise "avukat" olmak.” Bu deyimi bir önceki yazımızda enine boyuna tartışmıştık. Aldığımız olumlu geri dönüşler ve konunun önemine binaen bugünkü yazımızla destekleyelim dedik:
Gözlerimiz, dış dünyaya açılan pencerelerimiz olduğu için midir bilinmez, hep karşı kaldırımdaki çöpleri, komşunun kapısındaki eğriliği, arkadaşımızın dilindeki sürçmeyi görmeye programlanmış gibiyiz. Bir başkasının hatasını yakaladığımızda adeta gizli bir hazine bulmuş gibi seviniyor; o hatayı büyüteç altına alıp topluma teşhir etmekten geri durmuyoruz. Peki, o sırada kendi heybemizde biriken yanlışlar ne âlemde? Ne yazık ki onları arkamıza saklıyor, görmezden geliyor, hatta adeta yok sayıyoruz.
Kendimize karşı kör, başkalarına karşı sarraf olmak, modern zamanların en büyük samimiyet krizidir.
Kusur Avcılığının Kolaycılığı
Bir düşünelim; sosyal medyada, kahve sohbetlerinde ya da iş yerinde gün içinde en çok neyi konuşuyoruz? "Falan kişi ne kadar yanlış bir karar verdi," "Filanca işini yine beceremedi," "Onun üslubu hiç doğru değil..." Kendimizi adeta hatasızlık makamına oturtup, etrafımıza parmak sallayarak ömür tüketiyoruz.
- Evde: Eşimizin ya da çocuğumuzun tek bir ihmalini günlerce dert edip, kendi kırıcı üslubumuzu "Yorgundum," diyerek bir kalemde geçiştiriyoruz.
- Trafikte: Önümüzdeki sürücü milimetrik bir hata yaptığında kornalara basıp dünyayı dar ederken, az önce hakkını gasp ettiğimiz diğer sürücüyü çoktan unutuyoruz. Yada kırmızı ışıkta geçtiğimizi.
- İş Hayatında: Mesai arkadaşımızın eksikliğini yönetime rapor edecek kadar dikkatliyken, kendi işimizdeki savsaklamaları "Şartlar böyle gerektirdi," diye kılıfına uyduruyoruz. Bazen de mesaiye (günlük çalışma süreci) geç gelip erken gittiğimizi!..