• BIST 1.531
  • Altın 409,919
  • Dolar 7,4278
  • Euro 8,9567
  • Gümüşhane : -3 °C
  • Trabzon : 7 °C

Şulelerin İçinde Bir Kardelen

27.03.2015 16:13
İREM SEVİNDİK / YAZAR

İREM SEVİNDİK / YAZAR

Şulelerin girift dansından kallavi dumanların yükseldiği bir gecede ölümün kokusu çalındı burnuma. Alevlerin sardığı camgöbeği duvarlar kara bir surete büründü. Ne yazık ki kararan sadece duvarlar değildi. Deklare saçlarım ateşin buğusundan koyulaşmış, beyaz tenim abanoza dönmüştü. Karanlık bir dehlizdeyim adeta…

 Doğrulmak, kımıldamak, kalkmak, doludizgin koşmak istiyordum. Göğsümden çıkan iniltilere, yanan genzime, kesilen nefesime inat doludizgin… Mümkün olmuyor. Ölüm boğuk nefesimle raks ediyor, son hamlelerini oynuyordu. Yanık kokusunun dışında hiçbir şey hissetmiyorum, duymuyorum ve görmüyorum. Bu tılsımlı sükûneti bozmamak için epsem olmuş çarh-ı devran. Kaybolmuş ebemkuşağı. Tek bir renk, tek bir ses, tek bir tat, tek bir kokuymuş; Ölüm! Bu yeknesak düzende babam geliyor aklıma. Acar olan babam. Hayatın hakirlik kaftanı giydiremediği nadir insanlardan babam. Günün birinde hayatın karla kaplı tabularını delip geçerek yeşeririm düşüncesiyle bana kardelen adını takan babam. Âlicenap, civanmert babam. Taşıdığı çimento çuvallarının  sırtında bıraktığı derin izlere, omzundaki  ip kesiklerine, elindeki yaralara aldırış etmeden ekmeğini taştan çıkaran babam. Onun meşrebinde ne hodbinliğe ne de bıçkınlığa yer vardı. O her sabah at arabasıyla kilometrelerce taşıyacağı çimentonun yanı sıra hayatın yükünü de sırtlamıştı. Zor yıllardı. Yaşamanın da okumanın da zor olduğu yıllardı. Ama geçinirdik. Babamı herkes tanırdı Namusperver, işgüzar, çalışkan babamın yaptığı işten herkes haberdardı. O zamanlar çocuk aklımla  bu işin sırrını çözemezdim. Sıradan bir çimento ameleliğinin toplumun nasıl en elzem mesleklerinden biri olduğunu idrak edemezdim. Etrafta onlarca amele varken neden babamın sürekli istendiğini sıcak bir ağustos günü ona su götürürken öğrenecektim. Suyu babama ulaştırdığımda babam işveren hatırı sayılır birkaç kişi ile konuşmaktaydı. Adamların el hareketlerinden ve mimiklerinden iş teklifinde bulunduklarını anlamak mümkündü. Yanlarına iyice yaklaştığımda işverenler  babamın   çalışmalarından duyduğu memnuniyeti dile getiriyor, çalışma azmine hayranlık  duyduklarını ifade ediyorlardı. Babam at arabasıyla kilometrelerce taşıdığı çimento çuvallarından dökülen tozu bile geri dönüp süpürürmüş. Yoldan geçeceklere zorluk çıkmasın, zahmet olmasın, sıhhatleri bozulmasın diye bunu bile düşünürmüş. Toplumun en sıradan, en zahmetli, en naçar belki de en hakir mesleğini yücelten hatır işi değil babamın meslek ahlakıymış. Babamın yıllardır süregelen meslek anlayışı, mesleğe duyduğu sevgi, en iyi şekilde yerine getirme bilinci yani meslek etiği babamı yağız ve güvenilir kılmıştı. Bu sahne yıllarca hatırımdan silinmedi. Okumaya gittiğim yıllarda da babamın “Ne olursan ol hak ederek ol! Ne yaparsan yap yeter ki olduğunun hakkını yap”  tembihi bana güç verirdi. Mesleğe başladığım zamanlarda yaşamım bu minval üzere kurulmuştu. Bir köy okuluna atandığım gün kar boyunun dizimi geçmesi hasebiyle olacak araba bulamamış, dondurucu soğukta saatlerce yürümek mecburiyetinde kalmıştım. Ama hiç hayıflanmadım ne de olsa ben babamın kızıydım.

       Mesleğimin değerini bilmeli onu en iyi şekilde yerine getirmeliydim. Meslek ahlakı da bu olsa gerek… Köye vardığımda lojmanı aradım gözlerim. Tek katlı boyası dökük, tavanı çökük binanın okul yanındaki barakanın lojman olduğunu muhtarın feryatla sitemin girift beraberliğinden doğan konuşmasıyla öğrendim. Sadece lojmanın yerini değil badana yapmayı, soba yakmayı, tamir ve tadilatı da bu yıllarda öğrenmiştim. Okula ve çocuklara çabuk ısınmış onlarla hemen dost oluvermiştim. Hayatımdı onlar geçmişim ve de geleceğim… Kaderimdi onlar hayallerim ve de gerçeklerim… Umutlarımın tek sahibi olan öğrencilerime ilk dersimde “meslek etiğinden” bahsetmiştim. Babamın beni ayakta tutan tembihini kendi manifestosunu kendi ilan eden bir lider edasıyla anlatmıştım. O gün bilemezdim hayatımın meslek ahlakına adanacağını… Bir gün değil her gün meslek etiğini anlatacağımı bilemezdim… Yıllar sonra memleketime döndüğümde de aynı meslek ideolojisinin taşımaktaydım.       

            …                                                                                                                                                    

               Dumanların içinde yatmam bundan değil mi? Alevlerin içinde savrulmam, nefessiz kalmam ve de zehirlenmem bundan değil mi? Hepsi meslek ahlakı, hepsi meslek aşkı, hepsi meslek etiği değil mi? Babamın feryatlarını işitiyorum. Saba esintisi hıçkırıklarını getiriyor yüreğime. Babamın beni kurtarmak için çırpındığını gözümde canlandırabiliyorum. Üzülme diye haykırmak istiyorum. Ben kendimi zaten kurtardım diye çığlık atmak geliyor içimden yapamıyorum. Öğretinden asla şaşmadım bunun içinde alevler içinde kalan okuluma ve ateş çemberinin ortasındaki öğrencime ulaşabilmek için içeriye daldım diye hesap verme ihtiyacı duyuyorum. Battaniyeye sarılı öğrencimi cama yaklaştırdığımda benim için artık çok geçti. Ama o kurtuldu. Camdan aşağıya almayı başarabildiler. Öğrencim kurtuldu. Bu demektir ki ben de kurtuldum. Benim hayatımdı onlar geçmişim ve de geleceğim… Kaderimdi onlar hayallerim ve de gerçeklerim… Ruhum onlara emanet, küle dönecek aciz bedeniminse bir ehemmiyeti yok. Ben bana verilen vadeyi senin tembihini hayatımın mihenk taşı yaparak doldurdum. Hani bana demiştin ya  “Ne olursan ol hak ederek ol! Ne yaparsan yap yeter ki olduğunun hakkını yap” zor yıllardı çalışarak öğretmen oldum. Öğretmenliğimin hakkı ve ahlakı için bedenimin küle dönmesine razıyım. İlk günümden bu güne kadar meslek etiğini anlattım. Bu günde emanet ettiğim ve dinç bedenlerin hayat bulacağına emin olduğum ruhum anlatmaya ve yaşamaya devam edecek. Göğsüm inip kalktıkça midem bulanıyor. Midemin bulantısı arttıkça hayatla ölümün ortasındaki ince çizgi kayboluyordu… Çizgi yok… Yapışık kirpiklerle ağırlaşan göz kapakları yok… Kusturucu yanık kokuları, ürpertici ölüm raksları yok… Acı yok…                                                                                                                           

Mesleği için yaşayan bir nesile ELVEDA!..                                                                           

Mesleği için ölen bir nesile MERHABA!..

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim