• BIST 1.471
  • Altın 414,451
  • Dolar 7,4160
  • Euro 8,9680
  • Gümüşhane : -6 °C
  • Trabzon : 5 °C

Sanki ilk defa oluyor….

27.01.2017 14:03
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

 

Gel  gelelim gündemimizi fazlası ile meşgul eden anayasa taslağına ve bununla paralel bir şekilde ilerleyen başkanlık muhabbetinin seyrine. Bu konu hakkında çok fazla soru geldiği için elimden geldiği kadar konu ile ilgili şahsi düşüncelerimi paylaşacağım elbet, vakti gelince. Ancak benim asıl üzerinde durmak istediğim geliştirilen bu yeni yönetim modelinin kontrolüdür. Özellikle her fırsatta dile getirilen vekillerin her şeyi denetleyeceği görüşüdür. Yani halkın her şeyin üzerinde olduğu her şeyi kontrol edebileceği görüştür. Ufakta olsa  geçmişte bu sistemin örnekleri var mı bunu açıkladıktan sonra bu meseleyi ele alacağım.

  Belki yanlış olabilir ancak bana göre seçmek ve seçilmek  ya da parlamenter sistem bir kültür meselesidir. Yani olayı şu şekilde çözümlemek gerekirse Antik yunan da polislerde (şehir devletleri) halk kendi yöneticileri seçmekteydi. Ya  da dünyanın bilinen il büyük siyasi oluşumu olan Roma da roma vatandaşları senato ile yönetilmekte ve bu senatörler Roma vatandaşları tarafından seçilmekteydi. Halk arasında daha pek çok mecliste bulunmaktaydı. Ancak dönem dönem Roma’da tiran ya da imparatorların senatoyu saf dışı bırakarak tek başına iktidar olduğu görülmektedir. Ancak bu Roma da seçim kültürü olmadığını göstermez. Ve bugün kendisine antik yunan ile Roma kültür uygarlığını örnek alan Avrupa’nın seçme ve seçilme kültürü. Aslında pek te yabancı değiller. Peki, klasik doğu toplumlarında böylesi bir durumdan bahsedebilir miyiz? Klasik doğunun 2 büyük temsilcisi konumunda olan Türkler Rusları bu konuda ele almak mantıklı olacaktır. 18. Yy la kadar demokrasi kelimesi ile pek de tanışık olamayan bu topluluklar hala da bu duruma alışabilmiş değildirler. Peki bu durum bu ülkelerde demokrasi olmadığı görüşünü ortaya çıkarır mı? Hayır, çıkarmaz elbette. Çünkü hepsinde seçimler yapılmakta ve yöneticiler seçimle belirlenmektedir. Ancak klasik doğu toplumlarının tamamında seçimler esas olan partinin ya da yöneticilerin iyi ya da vasıflı kişilerden oluşması önemli değildir. Önemli olan Toplumsal dinamiklerin ortaya çıkardığı liderin iyi ve vasıflı olmasıdır. Lider eksenli bir toplumsal anlayışın hâkim olduğunu görmekteyiz. Gorbaçov Ve Yeltsin sonrası umut olarak ortaya çıkan Putin, koalisyonlar sonrası ortaya çıkan Erdoğan. Kabul edelim ya da etmeyelim bu iki kişide ait oldukları toplumda toplumun bütünü tarafından takdir edilen lider karakterli insanlardır. Liderin izlediği yolu millet te izlemektedir. Özellikle Türk tarihi içerisinde tüm milletlerden fazla lider eksenli yaşayışın olduğu aşikârdır. Lider güçlü ise devlet güçlü lider zayıf ise içinde bulundukları siyasi sistemde zayıflıyordu. Bu durum Türk devletlerinin kısa sürede yıkılmasına sebebiyet veriyordu. Bu sebep doğrultusunda Osmanlı devleti sisteme derin bir neşter vuracak ve devletin tüm hanedan malı olmaktan çıkartıp babadan oğula geçen bir yapıya dönüştürecekti.  Zamanla bu da sistemin aksamasına sebep olduğu için hanedanın en yaşlısı ve en aklı başında olanın yönetime çıktığı bir sistem geliştirilecektir. İslam öncesi Türk devletlerindeki Hakanlık ile başlayan  İslamiyet’in kabulü sonrası Sultanlık ile devam eden bu sistem kendi içerisinde pek çok kez değişime uğrasa da Türk devlet sitemi asıl değişikliği  19. Yy da yaşayacaktır. Sistem padişahın sınırsız yetkilerini kısıtlayarak padişahın da Anayasal bir zeminde meşrulaştırıldığı bir yeni oluşumu beraberinde getirmiş ve ilk anayasamız olan Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiştir. Meşrutiyet yönetimi ile tanışan bizler ilk defa da oy verme yani yöneticilerimizi seçme hususunda dikkate alınır hale gelmiştir. Halk denen zümre artık kaçınılmaz bir şekilde dikkate alınıyordu. 1. Dünya savaşı akabinde ise yaşanan süreç ikinci bir kırılma noktası olarak değerlendirilebilir.  Milli mücadelenin liderliğini üstlenen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Devletin yeni yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu, yani halkın kendi kendisini dolaylı da olsa yönettiği bir sistemin bu ülkenin yeni yönetim şekli olduğunu açıklamıştır. Ve şu ana kadar bu noktada da bir sıkıntı görülmemiştir. Görüldüğü üzere tarihimizde öyle yönetim şekillerinin değişmesi fazla yabancı değiliz. Ancak demokrasi yönetimi bile olsa lider eksenli bir algının ortadan kalkamadığını da görmekteyiz. Ancak yetkileri sınırlandırılmış ve güç kullanmak için başkalarına muhtaç duyan bir liderin ne kadar hareket imkanı vardır. Mevcut sitem içesinde değiştirilen anayasalar ile Cumhuriyet tarihinde liderin yetkileri kısıtlanmış ve devlet merkeziyetçi bir algıdan uzaklaştırılmıştır. Bura da keseceğim bu konuyu çünkü haftaya geniş geniş işlemek istiyorum bu meseleyi.

Burada vurgulamak istediğim ikinci mesele yeni sistemde vekillerin denetleme rolü. İlk olarak vekiller halkın vekilimi bu konuyu aydınlatalım. İllerdeki temayül yoklamasında bile listeye girememiş kişilerin parti adayı olarak gösterilmesi ve vekil seçtirilmesi. Ne kadar halkın iradesini yansıtıyor. İkinci olarak bu seçilen kişilerin halk tarafından değil parti tarafından aday gösterildiği için bu kişilerin en tepedekinin yanlışına yanlış diyebilecek cesaretleri var mı? Sizleri bilmem ama ben bizimkilere kefil değilim. Yani birilerinin ceketimi koysam oradan vekil çıkar şeklindeki ifadelerini reva gördükleri bu halka böylesi 2 vekil fazla bile gelir diye düşünüyorum.

Bu arada bir önerim var. Siz değerli Gümüşhaneli hemşerilerime. Memleketimizin adını Altın Kalpli İnsanların şehri yerine Sahipsizler Şehri olarak değiştirsek diyorum ….. 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim