• BIST 1.529
  • Altın 410,340
  • Dolar 7,3857
  • Euro 8,9199
  • Gümüşhane : -2 °C
  • Trabzon : 8 °C

Öyle dedim diye tekfir etmeyin hemen…

11.01.2017 12:58
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

   Hemen bir dışlama hemen bir karalama. Bizim toplumda olmazsa olmaz olan meselelerin başında geliyor ne yazık ki. İsterdim ki bir mesele hakkında görüş ayrılığımız varsa oturup tartışalım. Meselenin menziline varabilmek için birbirimize destek olalım. Ama bunu başarmak bizim toplumumuz için zor. Toplum diyorum. Bazıları diyorlar efendi sen yaşadığın yere bakıp toplumun genelini değerlendiremezsin. Haklılar belki ama az olan çok olana delil ise bu noktada haksız mı sayılırım? Yerelde yapılanları genele uygulayamaz mıyım?  Burada dönen bir ise tepedeki bin diyemez miyim?  Uzar gider mesele. Ama bizdeki mesele tanımadan bilmeden değerlendirme. Ortak bir konu üzerinde dahi ittifak sağlayamama. Televizyon programlarında bile görüyorum kendine şeyh diyen insanlar ilahiyatçıları tekfir ediyor, ilahiyatçılar softaları. Birbirlerini tekfir ederken öyle basit kelimelerde değil kâfirlik ile suçluyorlar. Oturup bakıyorsun ikisi de çok yanlış şey söylemiyor. Ama biri aklı ön planda tutarken diğeri fıkhı ön planda tutuyor.  Çeşitli coğrafyalarda oluk oluk Müslüman kanı akıtılırken bizim âlimler birbirini tekfir ede dursun. Sonrada durumları takdiri ilahiye bağlayıp Allah’ın takdiri böyleymiş derler. Efendi şimdi gel de kızma bu kaderci tayfaya.  İnsanlar sorumsuz, riyakâr hilekâr davranacak sonuçlarını da Allah’a yükleyecek. Gerçi ben artık Allah’tan korkanı da pek denk gelmiyorum. Çok örneğine şahit oldum. Müslüman din kardeşim Allahtan korkmuyor evet evet ne yanlış yazıyorum ne de eksik. Müslüman din kardeşim Allah’tan korkmuyor. Yaptığı işin duyulmasından korkuyor. Hırsızlık yaparken korkmuyor, zina ederken korkmuyor, kul hakkı yerken yalan söylerken korkmuyor lakin bunların duyulmasından o kadar korkuyor ki. Yaratandan değil yaratılandan korkulduğu çağlar bu çağlar. Ağızlarda Allah sevgisi gönüllerde mülk sevgisi. Böyle olunca olmuyor tabi. Yerlere göklere sığdıramadığımız ecdada bak birde. Gönüllerde Allah sevgisi dilde sevginin zikri var. Yalan derler şimdi. Ne konuşuyorsun derler. Hani vardır ya sandalcının hikâyesi derler diye. Benim ki de o misal. Çok şey diyen oldu. Para ile yazıyorsun diyende oldu başka başka şeylerde.  Mizacım gereği pek şiddet yanlısı biri değilim. Lakin bilinmesini istediğim bir mesele var ki ben sizler gibi şerefimi paraya satmadım ki satılık insan muamelesi görelim. Dün başka bugün başka olan sizlerin söyleyeceği sözlerde dün başka bugün başka olacaktır elbette. Riyakârlığınız dışa vurmadı mı?  Vaktiyle abi diye peşinde dolandıklarınıza bugün hain diyorsunuz. Vakti ile lanet okuduklarınıza ise şimdi rahmet okuyorsunuz. Hakikat nuru bir güneş gibi tepeden vuruyorsa eğer sizin gölgeniz nereye düşüyor…

   Bazı şeylerin hukuki ve ahlaki boyutu vardır. Hukuken yasal kabul edilebilen suç olmayan bir mesele vicdanen de aynı yargıyı taşır mı? Yasal olarak suç olmayan bir şey hak olabilir mi? Bugün yasalar altına sığınanların pek çoğu bunu çok iyi kullanıyorlar. Benim yaptığım suç değil derken unuttukları bir şeyler var. Efendi sen insanların yaptığı yasalara göre hüküm veriyorsun. Peki, Allah’ın koyduğu yasalar onları ne yapacağız. İnanıyoruz ama inancımızın yasaları ne olacak. Buna bende dâhilim. Yani olaya şu şekilde bir örnek vermek faydalı olacaktır kanaatindeyim. Bir belediye başkanının ilinde bulunan yeşil alanları ruhsata açarak yeni yaşam alanları oluşturması yasal bir haktır. Kanunen bir mahsur yoktur. Peki, bunu yaparken, teşbihte hata olmaz ama bir şehrin ırzına geçmesi, koca koca beton binalar dikmeyi medeniyet tasavvuru sanması ve bunu da hizmet olarak değerlendirmesi ne kadar haktır. Bu sözlerimi farklı mecralara çekmesin kimse. Şahsa yönelik değildir. Zaten bu aralar ne yazsam herkes üstüne alınıyor. Kendine mal ediyor. Ne olacak insan kısmı bu çok düşünür ise kâmil oluyor az düşünür ise mal oluyor.

    Mesele böyle uzayıp giderken bir arkadaşın bana ettiği bir suale cevap vermek isterim dilim döndüğünce. Geçenlerde cadde üzerinde karşılaştığım bir arkadaş bana sitem etti. Efendim ben ülkücüyüm kimse bana iş vermiyor. Biz bu devletin her türlü çilesini çekiyoruz ama torpille hep iş başı yapıyor millet bize kalanda polislik askerlik meslekleri oluyor. Niye böyle oluyor şeklinde devam etti. Aslında bu soruya cevap vermek o kadar zordu ki. Olaya basit bir şekilde giriş yaptım. Basit bir şekilde de bitirdim aslında.  Bana göre kendini yetiştirmiş donanımlı hiçbir ülkücü işsiz kalmıyor. Devlet bürokrasisinden ticari hayata pek çok yerde tanıdığım insanlar var. Hakiki manada milli ve manevi değerline sahip çıkan insanlar bunlar. Kendilerini yetiştirmiş insanlar. Kendini yetiştirememiş insanın başıboşluğunun laf kırıntısıdır bu sözler dedim. Ha bu ülkücülerin kötü insanlar olduğunu mu gösterir. Hayatta tanıyabileceğin en kadirşinas insanlardır. Ha bürokrat çocuğu asker polis olur mu? Niye olsun angarya iş bunlar dedim. Şehit olduğunda 2 gün hatırlanırsın. Hepsi o, ondan öteye gitmezsin yani. Ancak sen var polis ol dedim. Bu memleketi ayakta tutan yine biz olalım. Biz derken kimler mi. Babasının bin bir sıkıntı ile okuttuğu ama iş bulamadığı için polis olan bir nesil. Adını siz koyun.  Neyse meseleyi uzatmadan bir nükte ile bitirelim.

Saraylarda süremem

Dağlarda sürdüğümü

Dünyalara değişmem

Şu öksüz Türklüğümü…

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim