• BIST 107.478
  • Altın 151,228
  • Dolar 3,6615
  • Euro 4,3022
  • Gümüşhane : 10 °C
  • Trabzon : 18 °C

KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ

07.03.2015 18:22
DİDEM DİLAN AY / YAZAR

DİDEM DİLAN AY / YAZAR

Kuvvetler ayrılığı, devlet organlarının (yasama- yürütme –yargı) birbirlerinden bağımsız ve ayrı birer güç olarak varlıklarını sürdürdükleri yönetim modelidir. Bu ilkeye göre her bir güç ayrı bir sorumluluk alanına ayrılmıştır.Kanunları yapan yasama gücünün, kanunları uygulayan yürütme gücünün ve bu uygulamadan doğan uyuşmazlıkları çözüme kavuşturan yargı gücünün birbirinden ayrı organlara verilmiş olması ve bu organların birbirinden bağımsız hareket etmesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin esası ve gereğidir.  

Locke kuvvetler ayrılığını yasama ve yürütme olarak ayırmış iken, Montesquieu ilkeyi yasama,yürütme,yargı erki olarak üç güç şeklinde geliştirmiştir. Locke ilk dile getiren ancak teorileştiren  ise Montesquieu olmuştur.Her bir birimin kendi güç ve sorumluluk alanları olmakla birlikte diğer bir birim üzerinde de sınırlamalar getirebilmektedir. Bu durum Montesquieu’nun Frenler ve Dengeler Mekanizmasının yansımasıdır. Güçler hem birbirinden ayrı ve bağımsız hem de birbiri üzerinde sınırlamalar getirebilecek durumdadır. Öyleyse bu üç erk arasında dengeyi sağlamak ve yeri geldiğinde bir diğerini frenlemek söz konusu olabilecektir. Bu bir erkin diğer erk üzerinde üstünlük gösterisinden çok, keyfi ve yerinde olmayan karar ve uygulamaları engellemeye yöneliktir.

Demokratik yönetimlerdeki “kuvvetler ayrılığı ilkesi”’nin en hassas yönü ise yargı erkinin bağımsızlığı mevzusudur. Yargı egemenliğin önemli bir kaynağıdır. Halk adına yargılama yapma yetkisine sahip , son sözü söyleyen konumundadır. Devletin yargı organının gücünün, yasama ve yürütme organının gücüne karşı bağımsızlığı sağlandığı ölçüde kuvvetler ayrılığı ilkesi varlığını sürdürecek ve anlam kazanacaktır. Bu üç gücün birbiri ile iç içe olması birinin diğerinin işlemlerine müdahalesi bu ilkeyi ve amaçlarını ortadan kaldıracaktır. Yargı organı yasama ve yürütmenin işlemlerini hukuk süzgecinden geçirerek arıtmalıdır. Aksi halde yargı organı üzerindeki gölge adaleti de kirletecektir. Yargının baskıdan uzak, yansız olma özelliği üzerinde tartışmalara yol açacaktır. Anayasamız 138. Maddesi ile güvence altına alınan yargının bağımsız olma özelliği ve işlevi anlamsızlaştırılacaktır.

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. 
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

[Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 138]

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim