• BIST 1.542
  • Altın 411,808
  • Dolar 7,5315
  • Euro 8,9768
  • Gümüşhane : 10 °C
  • Trabzon : 14 °C

Kurtar beni Şeyh efendi….

04.01.2017 15:16
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

Söz konusu mesele aslında yeni değil. Ancak son zamanlarda fazlası ile gündemde olduğu için bir iki kelimede ben söyleme gerekliliği hissettim. Meselenin aslı tekke ve tarikatlar. Hepsinden ziyade devrimizin içtihat kapısı kapandı diyerek müçtehit olmaya özenen şeyhler. Her bir iş de fetva verip işine göre davranan şeyhler. Bu mesele hakkında birkaç söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum. Belki çok ehli kitap değilim. Ancak tekke ve tarikatlara karşı bir insan da değilim. Tarikatlar dünyadan uzaklaşmanın manevi bir âlem içerisinde ben olabilmenin yani irfan mektebine ulaşabilmenin aracıdır. Buna karşı hiçbir tavrım yok olamazda zaten. Mesele bu durumun günümüz itibari ile gelmiş olduğu durumdur. Marifet yoluna talip olmuş olanların post sevdasına düşmüş olması.  Dertleri Allah rızası için posta oturup irşat etmekse bunun için zaten posta lüzum yoktur.  Hakikat sözünün yılmaz bekçisi o kutsi erenlerin bugün mirasçısı olduğunu söyleyenlerin durumu işte tamda burada açığa çıkmaktadır. Mesele umman-ı hakikat nazarında kaybolmak değil, derya-i maddiyat âleminde kaybolmak olmuş.

  Tekke ve tarikatların siyasal bir zeminde faaliyet yürütmesi neticesinde bu durumların ortaya çıktığını görmekteyiz. Anadolu’ya gelen Hoca Ahmet Yesevi’nin takipçileri buralarda irşat faaliyeti yürütür iken post kavgasına düşmüş değildiler. Hepsinden öte faaliyetlerini siyasal güç ya da itibar kazanmak içinde yapıyor değildiler. Yalnızda Allah rızasını kazanmak ve insanlara hak olanı doğru olanı söylemeye çalışıyorlardı. Gönül erleri oldular. Post sevdalısı değil. Anadolu’da Osmanlı devletinin kurulması ile daha rahat bir ortama kavuşan tekke ve tarikatlar zaman zaman siyasi meseleler de saf tuttukları için çeşitli kontrollere tabi tutulmuşlardır.  Gel gelelim meselenin sonrasına. Artık siyaset ile uğraşmak bir yana siyasete yön veren tarikatlar türemeye başlamıştı coğrafyamızda. Sultan Aziz’i tahtan indirenler galata Mevlevileri değil miydi?  Neden yahut niçin diye sormayacağım. Eşikten girerken tüm dünyanı bırakırsan Yunus olursun. Kadılık postunu bırakıp Sırtına ciğer vurursan Hüdai olursun. Şimdikiler gibi tekkeye zikre gidiyorum deyip dışarda borsayı takip edersen e bir zahmet senden ne olacağı da ortadadır. Seni geçtim bu sistemden yetişenlerin ve sözde şeyhlik makamı dedikleri posta oturanların durumu daha vahim. Bakın tekrar diyorum bunlara karşı değilim. Eminim ki kâfir diyenler dahi olacaktır. Ama meseleye tepeden bakınca olayı daha iyi anlayacaklardır. Mevcut sistemde kendilerine bağlı yüzbinlerce insanı kaybetmemek için her türlü fetvayı veren şeyhlerden bahsediyorum ben. Diyanet işleri başkanını tekfir edip neredeyse yeniden şehadete çağıran şeyhlerden bahsediyorum. Ki Mehmet görmez öyle imam hatipli falan da değildir. Medrese tahsili almış sağlam bir ilim adamıdır. Şeyhim lata secde etse bende ederim diyenler, şeyhin lata secde etse kâfir oluyor. Bir diğeri çıkmış diyor bir insan cehenneme götürülürken dese ben falan tarikattanım Allah ona cehennemi yasaklar. Yahu Allah’ın bir açığını mı buldunuz cennete adam sokuyorsunuz. Ol vakit sizlerin para ile toprak satan Vatkandan farkınız nedir. Bu aralar tartışılmak olan bir diğer mesele satranç meselesi. Biraz araştırdım bu durumu. Cumhurun görüşüne göre zar ile oynanan oyunlar haramdır. Satranç ta Hanefi fıkhına göre haram şafi fıkhına göre ise mekruh kabul ediliyor. Peki, bizim şeyhlere soruyorum.  Bu oyun haram ise bizim devlet adamlarımızdan pek çoğu bu günaha batmış demektir. Peygamberin övgüsüne nail olan Sultan Fatih’te kutsal emanetleri İstanbul’a getiren sultan selim de bu günahın içinde kaybolmuşlardır. Neyse uzatacak değilim… Herkesin kafasına göre İslam yaşadığı bir memlekette ben ne desem kifayetsiz kalacaktır. Ne olacak şeyhten çok şeyhini uçuranların olduğu yerde söz söylesem ne.

 Allah kulunu ciddiye almış kitap göndermiş. Kul okumaktan aciz. Şeyh efendi sen anlamazsın ben okuyayım sana anlatırım diyor Bizde ne dese inanıyoruz. Hani oku emri nerde kaldı. Ben kolayını buldum. Ahirette sorulur ise bana neden okumadın. Şeyhim okudu diyeceğim. Ne de olsa eskisi gibi değil artık işler. Eskiden geleni geri çevirirdiler zordur bizim yol diye. Nefes ile alır nefes ile uğurlardılar. Şimdi bağış ile alıp bağış ile uğurluyorlar.  Tabi bu kadar bataklık içinde hiç mi gül yok. Var elbette ki. Yalnız öyle bağışla falan değil hala nefes ile davet edip nefes ile uğurluyorlar. Ol cümlemizi Allah hakikat yolundan gidenlere dost eylesin. İlmi ile amel edenlerin meclisinde bulunmayı nasip etsin…

Not: Ahmet Mahmut Ünlü hocayı severim. Sohbeti baldır. Satranç ihalesi ona kaldı ama olayın seyri başka…

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim