• BIST 107.579
  • Altın 151,411
  • Dolar 3,6601
  • Euro 4,3031
  • Gümüşhane : 10 °C
  • Trabzon : 18 °C

Kamelya Ahalisi ve Ölümün Dayanılmaz Feraseti

20.03.2015 18:52
İREM SEVİNDİK / YAZAR

İREM SEVİNDİK / YAZAR

                                                                                                                      Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük Ece Ayhan/Yalınayak Şiirdir

Bu “Bâb”; bir ikindi vakti, ölümün dayanılmaz ferasetini gözler önüne seren Kamelya Ahalisinin esarete meydan okuyan isyankâr edası ve muhkem toplumlara başkaldıran muktedir nidasından feyiz alınarak yazılmıştır…

Modern Psikoloji  gözyaşını; temel,refleks,patolojik ve duygusal olmak üzere dört ana grupta inceler. Temel gözyaşı; su ve tuzdan oluşup göz yüzeyinden burun boşluğuna salgılanan,gözümüzdeki sıvı dengesinin devamlılığını sağlayan akışkan kütledir.Refleks gözyaşı ;gözün dışarıdan gelebilecek bir müdahalede aniden salgıladığı sıvıdır.Gözümüze toz kaçtığında yahut soğan doğrarken oluşan sıvı refleks gözyaşı olarak adlandırılır.Patolojik gözyaşı; psikolojik rahatsızlıklara bilhassa da Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara sahip bireylerin sebepsiz ve istemsiz bir biçimde içinde bulundukları durumdan bağımsız geçirdikleri şiddetli ağlama nöbetleridir.Duygusal gözyaşı ise hissedilen yoğun duyguların dışa vurumudur. Yaşanılan herhangi bir olay karşısında bireyin sahip olduğu şiddetli ve karmaşık duyguların aktarılmasını  ve bireyin yaşadığı duygu yoğunluğu süresince hayatla kurduğu reaksiyonun devamlılığını sağlayan eylemdir.Diğer gözyaşı gruplarına nazaran %25 daha fazla protein içerir. Toksinlerin ve zararlı bakterilerin dışarı atılıp hızla yükselen tansiyonun dengelenmesini sağlar. Yapılan birçok araştırma duygusal gözyaşının bireyi rahatsızlık hissinden uzaklaştırdığını,depresyon eğilimini yavaşlattığını hatta bazı vakalarda tamamen engellediğini ortaya koymaktadır.Bireyler aşırı etkilendikleri  ani bir durum karşısında şok geçirirler. Ardından da derin bir huzursuzluk,bunalım ve bitkinlik hissi ile tepkisizleşirler.Duyguların kuvvetli bir şekilde süratle iç içe geçtiği bu süreçte bireyi rahatlatan en tabii etmenin ağlama eylemi oluşu  birçok klinik testi ve araştırma sonucu ortaya çıkmıştır. Modern psikolojinin ortaya koyduğu araştırmalara paralel olarak tıp bilimi de duygusal gözyaşı  şeklinde kategorize edilen “ağlamaya eyleminin” insan vücudunda kurduğu dengeyi ve meydana getirdiği birçok gelişmeyi gözler önüne sermektedir. Avustralyalı cerrah Sir Henry Maudsley: ‘Gözlerden akıp gitmenin bir yolunu bulamayan keder çok geçmeden başka organları ağlatacaktır.’ diyerek gözyaşı dökmenin biyolojik açıdan önemine dikkat çekmiştir.Vücudun ihtiyaç duyduğu doğal antiseptik gözyaşının içerdiği lizozim enziminde mevcuttur.Tıbbi araştırmalar gözyaşının stres ve acının  tetiklediği  duygusal gerilimi hafiflettiğini ve ruh sağlığını rehabilite ettiğini ileri sürmektedir. Psikoloji ve nörobilim alanında yapılan çalışmalar ağlamanın bedensel ve ruhsal bir koruma duvarı  oluşturup bireyleri gerilimden uzak tuttuğunu ve bu bireylerin daha az ağlayan bireylere oranla bedensel olarak daha sağlıklı olduğunu sonucu ortaya çıkarmıştır.

Psikoloji ve tıp biliminin yaptığı çeşitli araştırmalar,test ve deney çalışmaları sonucu savunduğu ağlama eyleminin gerekliliği tezi sanıldığının aksine  din müessesesinde de mevcuttur.Ayet ve hadis  ışığında yapılan incelemeler;  gözyaşı dökmenin bilhassa da “ölünün ardından ağlamanın gerçek felsefesinin “tahrip olmamış öz fıtrattaki yerini belirginleştirmiştir.Toplumda kök salmış birçok anane İslam’ın hakiki mantığı ile çelişir. Bireyin çok sevdiği bir yakınını yitirmesi çoğu zaman psikolojik bir travmayı beraberinde getirir.Bireyler tahmin edemediği,kontrolünü sağlayamadığı ,müdahalede bulunup değiştiremediği  gerginlik yaratan bir durum karşısında travma yaşar.Travma süresince algıda duyarlılığı sınırlı bir hal alır,tepkisizleşir, dikkat ve hafıza problemleriyle karşı karşıya kalır. Kaygı, öfke, umutsuzluk ,panik,endişe gibi gerilim yaratan duygulara  titreme, bulantı, baş dönmesi, kas ağrıları ve uyku problemleri gibi fizyolojik tepkilerinde eklenmesiyle; bireyin beden,akıl ve ruh sağlığı ciddi bir biçimde tehlike altında kalır.Bu hususta din bilimden bağımsız bir yol izlememektedir. Depresyon ve travma süreçlerinde ve sürecin oluşumunu                                                            

sağlayan etmenlerin ortaya çıkış aşamasında,ağlama eyleminin  iyileştirici bir rol oynadığı ve yaşanan duygu yoğunluğunun sağlıklı bir biçimde dışa aktarımını sağladığı din tarafından özelliklede İslami düşünce açısından desteklenen bir tezdir.Toplum nezdinde kabul edip hayata geçirilen “ölüye ağlanmaz feraseti” esas itibarıyla din açısından çürütülebilir,yetersiz ve delilsiz  bir düşünce sisteminin ürünüdür. Bir rivayette İbn Ebi Melike şöyle diyor:  "Yakınlarının ağlaması ölüye azap verir" hadisini Ayşe'ye aktardım. "Vallahi kim böyle bir hadis var derse yalan söylemiş olur!" dedi. "Ancak, insanoğlu bu, kulağı yanlış duymuş da olabilir; size şifa verecek olan kaynak Kuran’da mevcuttur: "Doğrusu hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez."[1] Resulullah'ın buyurduğu hadis ise şöyledir "Kafir ölüye ailesinin ağlaması, onun azabını artırır." [2] Bir başka rivayette ise Ümmül Müminin Ayşe şöyle der: “Olayın aslı şudur, Hz. Resulullah ölen bir yahudiye, yakınlarının ağladığını görünce "Yakınlarının ağlaması şu ölene azap vermekte!" buyurmuştur.”İslami kaynaklar taranarak sahih kabul edilen hadislere ek olarak, İslam peygamberinin yaşantısında da bu duruma örnek teşkil edebilecek birçok olaya rastlamak mümkündür.Ebu Hureyre Hz. Muhammed’in annesinin mezarı başında ağladığını, bu haliyle, yanında bulunanları da ağlattığını söyler.[3] Sa'd şöyle anlatır: Uhud savaşı sonrası Medine'de yakınları şehid düşen ansarın evinden ağlama sesleri duyan Hz. Resulullah gözyaşlarını tutamayarak ağladı ve "Amcam Hamza'nın ağlayanı bile yok!" buyurdu. Resulullah'ın bu sözünü duyan Sa'd b. Muaz, Abduleşhel kabilesinin kadınlarına gidip bunu onlara aktardı, o günden sonra ansar kadınları önce Hz. Hamza'ya, sonra kendi şehitlerine ağladılar.[4]İslam Peygamberinin hadislerde aktarılan bilgiler neticesinde yitirdiği birçok yakınına ağladığı açıkça görülmektedir.Oğlu İbrahim’in vefatında, amcasının oğlu Cafer bin Ebutalib’i yitirdiğinde,annesinin mezarı başında ve çoğaltılabilecek birçok örnekte  defalarca kez göz yaşı döktüğü aleni bir gerçektir.Peygamber ve temsil ettiği İslam düşüncesi ağlamayı rahmet olarak tanımlamakta ve gözyaşı dökmenin tahammül edilemez acıları hafiflettiğini ve yaşanılır kıldığını çağ ötesi toplumlara iletmektedir.

Ölüm başlı başına dayanılmaz bir ferasettir.Gidenleri hasretle kalanları minnetle anabilmek en temel hürriyetimizdir! Mutlu olmalı ardında uğruna ağlayan insanlar bırakıp aramızdan ayrılanlar…Ve mutlu olmalı en sevdiğini öğretilene göre değil yüreğinden geldiği gibi uğurlayanlar…

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] - Necm, 38.

[2] - Sah. Buhari 3, s. 127 ve Sah. Müslim, Cenaiz kit. "ölünün ağlamaktan azab duyması" babı, say. 928, Nesai c. 4, s. 18 - 19, Cenaiz babı.

[3] -Sah. Müslim, c. 2, s. 671, kit. cenaiz, mezar ziyareti babı, 3234. had. Ve Sün. Nesai, c. 4, s. 90 kit. cenaiz, macâe…, Sün. İbn Mâce, c. 1, s. 501, kitabu'l – cenaiz, mâ câe fi kabri'l müşrikin babı, 1572 . had.

[4] - Tabakaat, İbn Sâd, c. 3, s. 11, Meğazi Vâkidi, c. 1, s. 315 - 317, İmtau'l – Esma, c. 1, s. 163, Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 29, 4964. had. Ve Taberi Tar. c. 2, s. 211, İbn Hişam Sireti, c. 3, s. 99

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim