• BIST 103.024
  • Altın 378,329
  • Dolar 6,8109
  • Euro 7,4186
  • Gümüşhane : 4 °C
  • Trabzon : 12 °C

Fuşya Şemsiyeli Kadın

25.04.2015 13:00
İREM SEVİNDİK / YAZAR

İREM SEVİNDİK / YAZAR

                                             Böylece hür, serbest bir ruhun kanatları yavaş yavaş kesiliyordu.”      

                                                                                            Dostoyevski / Ev Sahibesi

Emirgan’da lale vakti,günlerden cumartesi,parkta 3 kişi.Saman nezlesinden mustarip mahmur bir dilenci,Çov çov cinsi köpeği ile teri yağmura karışan tamahkar bir tinerci,Ve yaldızlı kavanozlarda biriktirdiği hazan yapraklarına kadife çiçekler ekleyen,olanca ıslaklığına rağmen içindeki yangını bir türlü dindiremeyen, şemsiyesi fuşya, gönlü sırça,  cüretkar ve bir o kadar da lütufkar bir hikayeci… 

Salaş, siyah bir tulum var üzerinde hikâyecinin. Belini sıkıca kavrayan leopar desenli dore renkli kemeri ve bağcıklı iskarpinleri var. Buğday tenini kaplayan asi saç haleleri, inci küpeleri, bej ojeleri, mimoza kokulu avuçları, portakal esanslı parmak uçları, günlüklerinin neon parlaklığına karşın zifiri karanlığa mahkûm günlerinden arta kalan naif anıları ve bir de henüz felsefesine vakıf olamadığı yaşanmışlıkları var…

Verniksiz kamelyada ;metal yorgunu papatyalarının yamacında, çay dolu turkuaz  termosundan çıkan kokunun ve buharın  harmanlandığı bir vakitte hafifçe gerindi Fuşya Şemsiyeli Kadın.Arkasına yaslandı  saatlerdir ekrana bakmaktan yorulmuş gözlerini ovaladı.Tamı tamına kırk gündür aynı saatte ,aynı yerde; yazmayı ,saklı kalan binlerce öyküyü su yüzüne çıkarmayı  deniyordu,tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Lakin tek bir kelime bile yazamadı.Bir şey olmuştu.Kötü bir şey.Sanki gizli bir el tüm hayat enerjisini çekip almış çileli bir hastalığa düşar edip,tüm bildiklerini unutturmuş,tüm sevdiklerini susturmuş, ardından da  sırra kademe basıp yok olmuştu.Deniyordu.Yazmayı da niçin yazamadığını öğrenmeyi  de deniyordu.Bıkmadan,usanmadan,yılmadan deniyordu. Halbuki kırk gün önce son yazısını kaleme alırken dipsiz bir kuyunun yanında olmayı dilemişti.Eğilip suyun rakitliğine hoyratça haykırabilmek için. Kimliksizliğe ve kimsesizliğe inat günlerce, aylarca belki de yıllarca bağırmak için. Firesiz damla damla çekilen her acının bedelinin henüz ödenmemiş olmasına hiddetlendiği için. Tutulmuş nutku, solmuş benzi, şişmiş bedeni velhasıl tükenmiş nefesiyle artık ilerleyemediği için.

Tükenmişti ve bir hayli bitkin.Saçları dağınık,zihni bulanık, gönlü kırık bir haldeydi.Nikbin günlerini özlüyordu.Kendisini nerede başlayıp,nerede bittiği belli olmayan bir hikayenin kahramanı gibi hissediyordu.Günlerdir tek bir kelime yazamayıp yalnızca bakmakla yetindiği ekranı sertçe kapadı. Gerindi,önündeki gazeteleri hışımla karıştırmaya başladı.Doğumlar,ölümler,düğünler,cinayetler, törenler,diyetler,soygunlar,vurgunlar,savaşlar,barışa aç toplumlar,skandallar velhasıl yüzlerce haber bir film şeridi gibi gözünün önünden geçip gitti.Tepkisizdi.Sürü psikolojisine  sahip aciz bir silsilenin sadık  müdavimlerinden biri  gibi davrandığının farkındaydı.Fakat kendisine bir türlü engel olamıyordu. Hiçbir şey ama hiçbir onu harekete geçiremiyordu. Dondurulmuş bir film karesi gibiydi. Sebepsiz ve hedefsiz bir bekleyişin içindeydi.Okuduğu yüzlerce haber,binlerce paragraf içinden yalnız birini tam olarak anlayabildi.”Söylediklerinize dikkat edin,düşüncelerinize dönüşür.Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür.Duygularınıza dikkat edin,davranışlarınıza dönüşür.Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür.Alışkanlıklarınıza dikkat edin,değerlerinize dönüşür.Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür.Karakterinize dikkat edin,kaderinize dönüşür” diyen Mamatha Gandhi’nin ölüm yıldönümü münasebetiyle düzenlenen anma töreninin içeriğine dair bilgiler veren bir haber  okumuştu.Haberden ziyade habere konu olan sözü sevdi.Kelimeler insanın kaderiydi.Her kelam bir ruh taşırdı.Eylemi doğuran söylemdi. Dilden güzel sözün çıkması,kalbin arınmasıyla kabildi. Tek bir kelime dalga dalga,aşama aşama zihne ve bedene sirayet eder ansızın alın yazısı oluverirdi. Kelimelerin gücünü hatırladı Fuşya Şemsiyeli Kadın ve niçin unuttuğunu.Kırklanan kalbi haset-gıybet ve kasvet döngüsünde yitip gitmişti.Tez elden yıkanıp paklanması ,arınıp yunulması lazımdı.Kelimelerin öyküsünü sevdi Fuşya Şemsiyeli Kadın tıpkı ilk öyküsünü sevdiği gibi.Ve anımsadı: bu yolda ümitsizlik en girift tehlikeydi.Ümidini yitirmek ve nikbinliği terk etmek aciz bir kimliğe bürünmek demekti.

Şemsiyesine baktı; ıslaktı ve bir o kadar parlak.Verniksiz kamelyanın güney cephesine,metal yorgunu papatyalarının biraz ötesine  yasladı şemsiyeyi.Yağmur bitmiş,güneş açmıştı.Çini işlemeli seramik kupasına termosta kalan  yarım bardaklık çayı doldurdu.Ekranı açtı,yazmaya başladı…

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim