• BIST 1.542
  • Altın 411,808
  • Dolar 7,5315
  • Euro 8,9768
  • Gümüşhane : 2 °C
  • Trabzon : 4 °C

DEVLETİN LİYAKATI OLMAZ…

07.02.2018 16:38
SERHAT DOĞAN / YAZAR

SERHAT DOĞAN / YAZAR

Bu hafta biraz cevap arayalım istiyorum. Biraz düşündürmek biraz da iğnelemek istiyorum. Gerçi sokakta duyuyorum bizim iğne diye söylediklerimiz çuvaldız gibi geliyormuş. Bazen de Nefi’den daha sert hiciv sanatın var diyende var. Huyum kurusun ne yapayım. Elim ile düzeltmeye gücüm yetmiyor dilimiz ile söylesek sıkıntıya giriyoruz. Bizde sarıldık kaleme yazmakta bulduk çareyi. Mesele bu ya bu hafta güzel bir soru aldım. Dediğim gibi bu hafta cevap arayacağız. Sorulan soruya cevap arayacağız.

Sual aynen şu şekildeydi muhterem kardeşlerim ; “ Serhat Hocam bir ülkede düzen nasıl yıkılır.”

Babanın evlada nasihati gibi cevaplandırmak isterdim elbette. Hani diyor ya babası oğluna;     “ Bak evlat esnafı asık surat, şoförü aşırı surat, aileyi hayırsız evlat, yiğidi ise süslü avrat yıkar” diye buna bir de ben ekleme yapmak istiyorum. Devleti ne yıkar diye sorarsanız vereceğim cevap bellidir. Osmanlıda dahi hep bu cevap aranmıştır. Hep bunun çözümü için uğraşılmıştır. Devleti “Kanun-u kadim” den ayrılmak yıkar.

Nedir bu kanun diye soranlar olacaktır. Zahmet edip o mübarek mabatlarını kahveden çıkartıp araştırma yapmayanlar için açıklamasını ben yapayım. Kanun-u kadim yazılı olmayan kökü ne mazide ne atide olan Türklerin sürekli devlet yapısı içerisinde kalmasını sağlayan kaynağına net bir tarif yapılamayan kanunlardır. Yani devletin işleyiş mekanizmasıdır. Bu Türk tarihinin her döneminde değişiklik arz etmiştir.  Selçukluda kadim başka iken öncesindeki Göktürklerde başka Osmanlıda ise başkaydı. Devlet içinde liyakat esasından tutunda devletin genel işleyişine kadar her şeyin bir düzen içerisinde olması gerektiği bu kadimde yatar. Hani dilimizde hep bir söz vardır ya. Devlet geleneğimizde yeri yok diye. Mesela Genel Kurmay Başkanının sürekli olarak Kara Kuvvetleri komutanları arasından seçilmesi. Yazılı bir kural değildir lakin Kanun-u kadim de bu böyle gelmiştir. Devlet bunu yaşatmış ve devam ettirmiştir. Olayı açıklamak için detaylı bir örnek vermeyi faydalı görmekteyim.

Mesele Osmanlı döneminin iki farklı tarihlerini ele alalım. Birincisi devletin imparatorluk vasfı kazandığı Sultanların dahi kadı önünde eşit sayıldığı Cihanşümul bir hâkimiyet döneminden örnek verelim. Mesela bu dönemde tımarında bulunan bir tımar beyi sıkıntılı bir durum ile karşılaşır ise durumu sancak beyine iletirdi. Durum onunda çözemeyeceği bir halde ise olay beylerbeyine intikal ettirilirdi. Mesele onu da aşar ise Durum Anadolu ya da Rumeli Beylerbeyine aktarılırdı. Orada çözülemez ise sadrazam kethüdasına oradan Sadrazam’a oradan ise Divanda görüşülmek üzere padişaha sunulurdu. Usul-ü kadim bu gelenek üzere devam ettiği sürece devletin içine bulunduğu çark sıkıntısız çalışırdı.

                İkinci dönem ise devletin 1700’lü yılları sonrası. İmparatorluğun kurtlar sofrasına oturtulduğu, Padişah otoritesinin hiçe sayıldığı, devletin içinde paşa savaşlarının yaşandığı saray entrikalarının nice yetişmiş devlet görevlisinin kellesine sebep olduğu döneme. Sıradan bir tımarlı sipahi sadrazama Rüşvet ile iş gördürebiliyor. Liyakatsiz devlet adamlarının dünyalık mal kazanmak hırsına padişah canına dahi kıyabildikleri bir dönem. Devletin asli görevini şahsi menfaatleri için kullananlar. Örneğin Yeniçeriler. Yeniçeriler başlangıçta devletin en iyi savaş gücü iken zamanla ordu içerisinde Kanun-u kadimin hiçe sayılması dolayısıyla adeta bir asi güruhu haline geldiler. Liyakatsiz devlet görevlileri ile iş tutup her isyanda padişahtan istediklerini alır duruma gelmişlerdi. Ancak aynı yeniçeri artık istediğini alamayınca uğruna kılıç salladıkları halifenin bile kellesini almak cüretini göstermişlerdir.

                İşte kadimden uzaklaşma neticesinde Osmanlı devleti geri dönüşü olmayan bir buhranın içerisine düşmüş ve akıbeti pekte hayırlı olmamıştır. Osmanlı yenilik çabalarında sürekli dile getirilen söz kanun-u Kadim’e geri dönüş fikriydi. Bir iki liyakatli devlet görevlisi Meseleyi iyi anlamıştı. Kanun-u Kadim her devre göre değişen bir sistem bütünüydü. Devletin içinde bulunduğu çağda en ileri olması için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmasını istedi kanun-u kadim. Ancak bizim paşalar olayı hep askeri reformlarda aradılar. Olayın geçmişi bu şekilde. Acaba günümüzde de aynı kadimden sapma var mı? 

                Günümüzde sıradan bir devlet memurunun sıkı siyasi bağlantıları olması durumunda neler yapabileceğinin en yakın tarafıyım. Çevremizde o kadar olaylar var ki. Devletin asli kurumlarının işleyişinin artık müdürler üzerinden değil Siyasi partilerin il başkanları tarafından dizayn edildiği bir dönemde hangi kadim gelenekten bahsedeceğiz. Atamaların yer değiştirmelerin hepsinden öte hizmet elemanlarının kurum müdürlerini il başkanlarına şikâyet ettiği, il başkanlarının da “ su gider kumu kalır” felsefesinde hemşerisini haklı görmesi kadimden gelen bir gelenek midir? STK’ların taşeronluk yaptığı, birliklerin saltanata döndüğü, siyasi partilerin iş ve işçi bulma kurumu gibi çalıştığı, vekillerin tayin terfi memuru olduğu bir gelenek acaba hangi kadimde var. İş yapan adamın düzen bozduğu, şahsa kadroların açıldığı, yakın olanlara ihale verildiği, meclisin milletin olmaktan çıkıp burjuvanın temsil makamı haline geldiği bir Kadim gelenek nerede var ?

                Aziz ve muzaffer ordumuz Afrinde mücadele ederken bizlerin böyle şeyler konuşması beni gerçekten üzüyor. Ancak bilinmesi gereken mesele şu ki biz kendimiz ile olan mücadeleyi ne zaman başlatacağız. Yoksa evvela nefsimiz sonrada düzenimiz yıkılacak…

 

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim