• BIST 1.542
  • Altın 411,808
  • Dolar 7,5315
  • Euro 8,9768
  • Gümüşhane : 2 °C
  • Trabzon : 4 °C

Bir İntizarın Ağıtı

13.03.2015 18:09
İREM SEVİNDİK / YAZAR

İREM SEVİNDİK / YAZAR

Dünyaya geldiğiniz gün, bir yandan yaşamaya, bir yandan da ölmeye başlarsınız                 Montaigne/Denemeler

Her canlı ölümü tadacaktır                                                                                                 Al-i İmran/185

Çocukluğumun bir kısmı; ismini  topaklaşmış kar öbeğinden alan,haşin rüzgarları  ve her daim sisli dağlarıyla gizli bir şarkının son mısrasını mırıldanan serin bir vadi yamacında geçti.Daha sonraları ,sarp kayalıklarla çevrili serin vadi yamacı , yalnızca tatillerde gittiğimiz ıssız bir uğrak köyü oldu.İnsanın  çocukluğu henüz çimentosu yeni dökülmüş bir betonu andırır derdi ilkokul öğretmenim. İtinayla sıvanan harcın üzerinde oluşabilecek izlerin zamanla kuruyan betondan kati suretle silinemeyecek  daha da kötüsü gizlenemeyecek oluşunu kastediyordu. Hayli bulutlu bir tepenin eteklerine yerleşmiş  beyaz hane de benim çocukluğumun silemediğim yahut gizleyemediğim bir çok anısına vakıf olmuştu.Tabiatı öğrenmiştim beyaz hane de.Ekmeği ,emeği ve bir de aileyi.Mısırı,kirazı ,böğürtleni,papatya ve yasemini çok sevmiştim.Balıklar ve kuşlar,yarasalar,kurbağalar,akrepler,inekler,köstebekler ve tabi ki kelebekler her birinden korkmuş yabani hayatı hep ürkerek hatırlamıştım.Tırpanla biçilen ekinler,toprağa savrulmayı bekleyen gübreler,olgunlaşmış meyveler,otlamaya giden sürüler ve daha niceleri beyaz hanenin kalıcı izleriydi.

Beyaz hane etrafında hastalıktan ırak bir ahali vardı.İliklerine kadar yaşayan,hayata sımsıkı tutunan çalışkan bir ahali.Dünyaya geliş öykülerini hiç bilmediğim lakin göç edişlerine bizzat tanıklık ettiğim koca bir ahali vardı.Başlangıcı öğretmeden direk neticeyi gösteren gaddar ve biraz da işbilmez bir öğretmeni andırıyordu hayat ,zaman zaman beyaz hanede.Ölümü ilk kez beyaz hanenin en acar kadınını almaya geldiğinde tanıdım.Danalarının ve kuzularının satılıp geçkin yaşı sebebiyle köşesine çekilmesi istenen büyük anne; ne her sabah hayvanlarını aramaktan vazgeçti ne de ailenin diğer fertlerinin hiç sevmediği fasulye turşusunu yemekten. 70 yıllık emek ve özveri dolu ömrün sessiz fakat çarpıcı vedasına tanık olmuştum.Hayatımda ilk kez onun cenazesini görmüştüm.Beyaz hanenin müştemilatında yıkanıp yunulmuş ardından kefenlenip tahta bir sehpanın ortasına konmuştu. Gövde ve ayak kısmında hemen hemen aynı boyutta 2 tane yan yatırılmış bıçak vardı.Vücudu şişmesin,musalla taşından kabire değin süren yolculukta kötü ruhlar erişemesin diye iliştirildiği söylenmişti. Ağlamak, bağırmak, feryat figan haykırmak, hele hele ağıt yakmak kati suretle  yasaktı.Duygularını yaşamak, deşarj olmak velhasıl ani şokla yaşanan travmanın acısını hafifletebilecek herhangi bir dışa vurum asla müsaade edilmeyen yasaklı eylemler arasındaydı.Tarifi zor garip bir ortam vardı. Müştemilatın içi loştu.Alnına oyasız yazmayı sıkıca sarmış büyük hala ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu,küçük hala ayılıp bayılıyor beraberindeki kalabalıkta ise devamlı günah ve mubah sesleri yükseliyordu.Ölüye ağlamak günahtı,yasaktı,yanlıştı.Uygunsuz bir eylemdi ağıt yakmak;acısını yaşamak,matem tutmak haşa bir nevi isyan etmek demekti.Maazallah ölü mezarında ters döner,ruhunu kabir haşeratı kovalar,ecinniler ve türevi nice görünmez kötü tayfa musallat olur,ilişip huzur vermez,erişip rahat vermez haşa daha da beteri rahmetlinin sevaplarının kendisine ulaşmasına icazet vermez diye susturdular haykırışları ve naif yakarışları…

Suya yazılmışçasına değil,taşa kazınmışçasına iz bırakan muğber bir anıydı ölümle tanışmam.

Ölümün olanca ağırlığı ,geride bıraktıklarına yaşattıkları ve bir türlü anlam veremediğim yasaklı ritüelleri,yarattığı sahipsizlik ve aidiyetsizlik hissi, her biri benim betonumun en derinine oyulmuş şekiller,çizilmiş desenlerdi…

Derinlere hapsolmuş,pek de aydınlık olmayan  bu kurgusuz anı geçen hafta sonu bir ikindi vakti amansızca yeniden gün yüzüne çıktı.Toprak ve yağmur kokusunun birbirine karıştığı Osman Hamdi Bey Yokuşunu bir solukta inmiş,seri  adımlarla Gülhane Parkına yönelmiştim. Devasa çınarları ardımda bırakıp bilim müzesinin önüne geldiğimde tanıdık bir kalabalığın yanımdan geçtiğini fark ettim.Fakültenin fikir kulüplerinden biri haftalık okumalarını gerçekleştirmek ve gündem değerlendirmek üzere sabık müdavimleriyle parkın çıkışındaki kamelyalara doğru ilerliyordu. Bir zaman  sonra varlığımı fark edip , selam verdiler.Ayak üstü bir konuşmanın ardından etkinliğe davet ettiler.O esnada telefonum çaldı ve ayrılmak zorunda kaldık. Ben Sirkeci tarafına doğru alt yolu kullanarak,onlar da kamelyalara doğru üst yolu tercih ederek yürümeye koyulduk.Bir ölüm haberi almıştım.Sarsıcı,ani,tarifi imkansız , karanlık bir ölüm haberi.Yıllarca aynı sıraları paylaştığım lise arkadaşım annesini yitirmişti.Hangi cümle acısını hafifletebilirdi,hangi söz onu tekrar hayata döndürebilir,hangi teselli yüreğine su serper,hangi öğüt onu kendine getirebilirdi,hiç ama hiç bilemedim. Günlerdir tavana bakıyordu,tek kelime etmeden,bir lokma yemeden. Ağlaması yasaktı. Bağırması, haykırması, eşyaları savurup ,camları kırması,feryat figan anne diye yakarıp ağıt yakması her biri günahtı,mubahtı. Ölülünün ruhunu huzursuz eden yasaklı eylemlerdi. Karmakarışık bir ruh haliyle telefonu kapatıp, kamelya da hummalı bir sohbetin içinde bulduğum grubun yanına döndüm.Yasakları tartışıyorlardı.Can yakan, hırpalayan, ötekileştiren, hayli gereksiz ve bir o kadar da bilinçsiz yasakları.Alışmak için değil aşılmak içindir yasaklar dedi biri.O zaman haydi, geçmişi fazlasıyla köklü, zihnimizi ve yüreğimizi yaralayan topluma zarar veren gelenekleşmiş bir yasağı tartışalım dedi bir diğeri.İşte o anda kelimeler düğüm oldu boğazımda.Yutkundum. Konuşmakta güçlük çekiyordum. Zorlanarak esef ve isyanla söz aldım:”Ölüye ağıt yakmanın özgür felsefesini ve yasaklanmış köklü geleneğini tartışalım.İslam ve bilim ekseninde karşılaştırmalı doktrinlerle ölüye ağlamanın,şiddetli tepkiler vermenin,duygu aktarımının, lehte ve aleyhte sonuçlarını konuşalım” dedim.İkindi vaktiydi,güneş ufuk çizgisine doğru yol alıyor,yağmur ve toprak kokusu gittikçe artıyordu.Yalnızca kamelya sakinleri günün yorgunluğunu taşımıyordu yahut tartıştıkları konu onları diri ve uyanık olmaya zorluyordu…

Hamiş:Yazı haftaya kaldığı yerden devam edecektir>>

Yapılan yorumlardan Gümüşhane Olay Gazetesi sorumlu tutulamaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Enise Çelik
18 Mart 2015 Çarşamba 10:52
10:52
Tebrikler duygularınızı çok güzel ifade etmişsiniz.Sizi daha iyi yerlerde görmek isteriz.Bir sonraki yazınızı merakla bekliyoruz.Başarılarınızın devamını dileriz.
95.15.135.4
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gümüşhane Olay | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0456) 213 66 63 | Haber Yazılımı: CM Bilişim